Bu işi erbabı çözsün derken ne kadar haklı olduğumuz bir defa daha ortaya çıktı. Erbabı çözene kadar kimbilir kaç 24 Nisan daha geçecekti. O zamana kadar Türk-Amerikan ilişkilerinde kimbilir ne güzel gelişmeler olacaktı.
Aynı evde yaşamaya bile karar verebilirdik. Üstelik Türkiye ile Ermenistan’ın da arasından, coğrafî bakımdan kaçınılmaz olan, nehirdi, dereydi, vs. dışında su sızmayacaktı.
Zaman her şeyin ilacı demezler mi, sayın Wisconsinli hemşehrilerim? Derler. Boşuna mı derler? Hitler, “Ermenileri kim hatırlıyor ki” diye sorarken boşa mı konuşuyordu? Ne kadar çok 24 Nisan geçerse o kadar çok zaman geçmiş demektir. Zira her senede bu menfur tarihten neyse ki sadece bir adet vardır.
Geçmiş zamanın davası olmaz, sayın Utah ahalisi, olursa da ona uzmanların bakması gerekir. Bir davaya kim bakar? Yargıç bakar. Tarihte ne olmuş, kim tesbit eder? Tarihçiler tesbit eder. İşte biz bu yüzden, tarihi tarihçilere bırakalım, diyoruz.
Bıraksak, girecekler arşivlere, bakacaklar belgelere, doğrusu neyse söyleyecekler. Meselâ çıkıp, “karşılıklı kıtal olmuştur, mukatele de denir” diyecekler, bitecek. Burada telaffuz etmek istemediğimiz o kelime ortalıkta dolanmayacak.
Şimdi soracaksınız ki, madem tarihçiler bakıp söyleyecek, siz nasıl şimdiden adını koyabiliyorsunuz “olay”ların? Biz baktık çünkü, sayın Washington halkı, oradan biliyoruz. Gelin siz de bakın, diyoruz, bakmıyorlar. Baksalar onlar da bizim gördüğümüzü görecekler. Çünkü zaten arşivlerin o kadarı kaldı.
İlgililer zamanında ilgilenmişler arşivle marşivle. Belki, sınır kapalı, nasıl gelsinler, diye kimilerinizin aklına takılan sorular olabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.