Memlekette demokrasinin gelişmesini ve halkımızın, ruhunu kirleten komplekslerden kurtulmasını isteyen herkes herhalde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu şimdiye kadar belli bir sempatiyle izlemiştir. Evet, ben de öyle izledim. Fakat kardeşim, nedendir bilinmez, bu AKP’liler galiba ağızlarından çıkanı kulaklarının duymaması gibi bir illete topluca yakalanmışlar. Araz, hiç ummadığınız yerden ortaya çıkıveriyor.
Hayır, iktidar partisinin bir türlü açılamayan açılımlarını tartışmayacağım. Siyasettir, öyle derler, böyle yaparlar, bu daha uzun zaman değişmeyecektir. Gerçi o kadar hayatî konularda o açılım lafını ortaya attılar ki, bunlar pek öyle gönüllerince at oynatabilecekleri alanlar değil. Yine de, üstümüzden hesaplar kuran, operasyonlar yapan, kasa dolduran, bizi de hesaplarında vergi mükellefi, seçmen, iç düşman, şehit vs. olarak kullanan iktidarları bile kanıksadığımız için, kendilerinden ciddi şekilde hesap sorulması ihtimali yok. Ancak yerinden oynattıkları taşların asla eskisi gibi istiflenemeyeceğini sanırım kavramıyorlar. Üstlendiklerini ilân ettikleri sorumluluğun ne kadar farkındalar, belirsiz. Zaten belirsizliği bir politika haline getirmiş gibiler.
Dedim, şimdi bunu tartışmayacağım, “ağzından çıkanı kulağın duysun” meselesiyle ilgileneceğim.
Şöyle dedi bakan:“Türk halkı Hrant Dink’e de sahip çıkan bir halk. Aynı şekilde bir Türk Ermenistan’da ölseydi Ermenistan o Türk’e bu kadar sahip çıkar mıydı?”
Lafa bakar mısınız? Neresinden tutmak mümkündür acaba?
Evet, ya, Ermenistan’da “Türk soykırımı” diye bir sorun var, çünkü yüz binlerce Türk etnik temizlik harekâtında katledilmiş, dünya parlamentoları “Türk soykırımı” tasarıları onaylıyor, bir gün Ermenice yayın yapan bir Türk gazetesi çıkıyor, bunu yöneten adam, zihnini, ruhunu, gündelik mesaisini, geleceğini... soykırım meselesini aşıp iki halkın sağlıklı, normal bir ilişki kurması için harcıyor, Ermeniler bu garip Türk’ü düşmanlaştırıyor, dört koldan üstüne saldırıyor, dava üstüne dava açıp yargılıyor, duruşmalarını faşistler basıp hakaretler ediyor, sonra tam tersini yazdığı şeyden ötürü Ermenistan’ın en yüksek mahkemesi onu “Ermeniliği aşağılamak”tan mahkûm ediyor, böylece medya onu “Ermeni düşmanı” olarak nitelendirebiliyor, ardından bu adam sokak ortasında öldürülüyor, heyhat!, cenazesine hiçbir Ermeni gelmiyor. Bu mudur Davutoğlu’nun anlatmak istediği? Ayıp.
Dışişleri Bakanı, “Türk halkı”nın Hrant Dink’e “sahip çıktığını” ileri sürüyor. Doğru, cenazesine akın akın geldi insanlar. Bu, evet, “Türk halkı”ydı. Gelmeyip evinde ağlayan da oldu. Doğru. Ve daha iki gün geçmeden, “Hepimiz Ermeni’yiz diye bağırmak güzel olmadı”lar başladı, cenazeye gelmeyen öbür “Türk halkı” meydana çıktı. Çıksın diye yine dört koldan uğraşıldı. “Türk halkı”nın okumuş, hali vakti yerinde kesimi, sadece Hrant’ın değil, bizzat Davutoğlu’nun da adını bile duymak istemiyor.
Esas gaf, “Ermenistan”ın “o Türk’e bu kadar sahip çıkıp çıkmayacağını” sormakta. Böyle deyince, ilk baştaki “Türk halkı” da “Türkiye”ye dönüşmüş oluyor. Yani dışişleri bakanımıza göre, “Ermenistan” muhayyel Türk kurbana sahip çıkmazmış ama “Türkiye”
Hrant Dink’e sahip çıkmış. Öyle mi? Hepimiz biliyoruz ki, “Türkiye” dediğinizde öncelikle devlet anlaşılır bizim siyasî jargonumuzda. Peki, devlet, millet hepsini birarada sayalım. “Türkiye” sahip mi çıktı Hrant’a? Güvenlik kuvvetlerinizin cinayette katkısı var, rolü var, haydi yumuşatalım, yolu açması, göz yumması var, daha da yumuşatalım, ihmali var. Kaç kişi hakkında soruşturma açıldı? Katili kahraman yaptılar. Kim cezalandırıldı? Hangi vali, hangi emniyet müdürü görevden alındı? Koskoca İstihbarat Daire Başkanı’nın olayda ne yaptığı ettiği belli değil. Sonrasında yaptıkları pek tuhaf. Ne oldu? Bilmemkaç sene sonra sessizce görevden alındı, sebep budur derseniz komik ötesi olmaz mı? Açılıp cinayet davasıyla birleştirilmesi gereken hiçbir soruşturma açılmadı, açılan birleştirilmedi, Hrant’ın ailesi ve avukatları senelerdir oyalanıyor, mahkeme süreci hakkında kendimi hapse sokmadan herhangi bir laf edemeyeceğim ve siz hepsini biliyorsunuz. Yoksa yanılıyor muyum, bilmiyor musunuz?
Yaptığınız karşılaştırma, sizi mimarı saydığımız “normalleşme” sürecine değil, bizzat liderinizin bu süreci baltalamasına uygun düşüyor. Siz nasıl bir karşılaştırma yaptınız, Ahmet Davutoğlu? Vicdansız birine benzemiyorsunuz. Bu yüzden yazık. Ama daha çok ayıp.
Siyasette çok eski değilsiniz, bu yüzden fark etmemiş olabilirsiniz: biz bizi yönetenlerin hepsinden korkarız ama pek azına değer veririz. Size itibar kazandıran bir başlangıç yapmıştınız. Bu nedenle, lafınızı samimiyetsizliğin dışavurumu değil de gaf sayabilmeyi isteriz. Belki bunu Hrant’a sahiden sahip çıkılması için çaba göstererek sağlayabilirsiniz.
Adalet yerine gelmesin diye kurulmuş resmî koalisyonun -ne yazık ki sadece Ergenekon falan değil- direncini görün de, söyleyin bakalım, “Türkiye” nasıl sahip çıkmış Hrant’a?