Kısmen ırkçı kısmen faşizan, din ve mezhep kayırmacı, anti-laik, hukuksuz, otokratik, kendini özne toplumu nesne sayan, hayatını ancak toplumun gerikalanını ikna edebilecek vasıflarda bir iç düşmanın varlığı halinde sürdürebilen, barındırdığı kısmî temsil mekanizması aracılığıyla toplumun bazı unsurlarını özellikle akçeli konulardaki iktidara ortak eden, bunun dışında bütün yapısını kendini topluma karşı savunma amacına göre kurmuş bir devletin gerçek yüzü, bir dehşet mekanizması olarak düzenlenmiş cezaevi sisteminde, işkencehanede, toplumu pusuya düşürmek üzere hazırlanmış sözde hukuk sisteminin dehlizlerinde filan da seçilebilir elbette. Ama bu yüzü en çıplak haliyle görebileceğiniz durumlar, felaketleri izleyen günlerdir.
Felaket zamanlarında ortaya çıkan manzara, Cenab-ı Hak veya doğanın gazabının eseri değildir. Doğrudan insan eseridir. Alçağın biri (birkaçı da olabilir) binaları çürük çarık yapmıştır, alçağın biri (kesinlikle birkaçıdır) rüşvet almış, onay vermiştir. Uyanık veya çaresiz vatandaşlar o binalara girmiştir. Yanıbaşındakiler sapasağlam dururken o binalar yıkılmış, insanlar ezilip parçalanıp gitmiş, gerikalanların hayatları sönmüştür. Devlet (bkz. ilk paragraf), felakete uğrayan yurttaşlarını koruma-kollamaya alışkın değildir, bunu yadırgar, bünyesi reddeder. Devlet görevlileri, vatandaşa hizmet ettikleri söylendiğinde küfür işitmiş gibi olduklarından, iş özel fedakârlık da gerektiren yardım hizmetlerine geldiğinde apışıp kalırlar.
Büyük 1999 depreminden bu yana devlet bünyesinde bile pek çok iş yapıldı, imkânlar ve eğitim yükseldi. İronik ama, binaların insanları öldürmesinden doğrudan doğruya sorumlu belediyeler dahi pek çok afet merkezi kurdu, ekipler oluşturdu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.