Normal bir ortamda sorunlar herhalde şöyle ele alınır: Ortada bir olgu, gerçek, bir şey vardır. Kimileri bunu güzel bulur, kimilerine göre kötü ve yanlıştır, acilen değiştirilmesi gerekir. Kimileri, ‘değişsin mi kalsın mı’ diye tartışılırken meselenin gerisine, ötesine berisine bakma gereği hisseder. ‘Peki bu nasıl böyle olmuş?’ diye merak edilir. Yine birtakım olgular, gerçekler ortaya dökülür. Kimileri bunları beğenmez kimileri pek hoşlanır. Vesaire.
Bizde nasıl olur?
Şöyle: Birileri yaşanmış, bilinen, gerçekliğinden kimsenin şüphe etmediği bir durumun, olayın vs. aslında hiç yaşanmadığını, gerçek olmadığını iddia eder. Ötekiler önce bunun varlığını kanıtlamak zorunda kalır. Eğer yasalarla engellenmemişse, lafı edilebiliyorsa, uğraşırlar didinirler, sonunda bir ihtimal kabul ettirirler ki, öyle bir şey olmuştur. Karşı taraf bu defa, ‘canım, olmuş da şundan olmuş’a girişir. Burada da gerçeklerle masallar birarada uçuşur. Buradan, ‘olmuşsa da bizimkiler yapmamış, sizinkiler yapmış’a geçilir. Bunlar ayıklanıp meseleye dönülene kadar sırf bu tartışmada takınılan tavırlardan ötürü yeni meseleler çıkar. Sonunda –ki bu son aslında hiçbir mesele hiçbir zaman hallolmadığı için asla gelmez– mâlûm patolojik ruh yapısı ortama hâkim olur. Herkesin varlığını bildiği bir şey var mıdır yok mudur diye birbirini yiyenlerin çıkışsız keşmekeşi... Gerçek ortaya çıksa bile ne çıktığı anlaşılır ne de bunun ortaya çıkmasının beklenebilecek sonuçları görülür.
Böyle soyut konuşunca güzel oluyor, fark ettim. Kimseye hakaret etmiyorsun, kendin de o kadar sinirlenmiyorsun. (Hakaret konusunda hassas davranayım ki, beni de kapattırmak için kampanya açmasın kimse.
Yazının devamını okumak için tıklayın.