Mütemadiyen rota değiştiren koca bir gemideyim. Dev dalgalar da bir yandan. Nereye gidiyoruz? Konuşuyorlar. Birileri fonu değiştiriyor, birileri kanal logosunu, onlar devam ediyor. Ekranı ikiye bölüyorlar, üçe, dörde bölüyorlar, onlar hemen birine yerleşiyor. Pusulam onlar, ne olur yerlerinden ayrılmasınlar! Heyhat! Az önce yeşil fon önünde sol üst köşeye yayılmış oturan, sağındaki kravatcekete verip veriştiren, birden kırmızı fon önünde, sağ alt köşede beliriveriyor, sağında kimse yok, lafı ağzına tıkadığı kravatceket bu defa karşısında. Profesöre “lütfen çok kısa” diyen, emekli generale reklamlardan hemen sonra söz vereceğini bildiren, az önce esmer bir adamdı, şimdiyse sarışın bir kadın.
Yatıyorum, sesleri kulağımda. Biri, 250. maddeye göre soluna yatamazsın diyor, öteki yüzükoyun yatmam için Anayasa değişikliği gerektiğini haykırıyor. Başka biri gelip kurduğum saati duvara çarpıyor, “Siviller kuramaz!” diyor parmağını gözüme soka soka. Ancak Yargıtay başsavcısının beni uyandırabileceğini söylüyor. Ben yüzükoyun yatmazsam uyuyamam albayım!
Yastığımdan bantlar geçiyor, “Komutanlar serbest!” diye. Ayağa fırlıyorum, “komutanlar serbest!” diye bağıra bağıra dolaşıyorum. 580. maddeye göre böyleymiş. Fakat rüyadayız ya, sesim çıkmıyor. Sesim çıkmadığı için taksi durmuyor. Taksi durmayınca ıslanıyorum. Meğer tazyikli su sıkıyorlarmış üstüme. Sonra, çok af edersiniz albayım, cinsel organıma elektrik tellerini bağlamaya girişiyorlar. Ellerini değdirmemek için o kadar uğraşıyorlar ki! Fenalık geliyor, bıraksalar kendim bağlayacağım, fakat yine sesim çıkmıyor. Prof gelip, “251. maddeye göre seninkine herhangi bir güvenlik görevlisi bağlayabilir” diyor. Bağlıyorlar, içim rahatlıyor, albayım.
Sonra başlıyorlar. Manyetoya her dokunuşlarında kanal değişiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.