Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a özel bir gıcığım yok. Belki olmalıymış, bilemiyorum. Olsaydı şimdi ikinci sarıyı görecek ve sonraki maçta yeralamayacaktı.
YouTube yasağı ve Google ile papaz olma vaziyetlerine dair söylediklerine bakarak, bu bakanımızın, Türkiye Cumhuriyeti devlet geleneğini, mantığını ve “devlet yöneticisi” psikolojisini ve daha başka, değiştirilmesi teklif dahi edilemez kültür varlıklarını şahsında cisimleştirdiğini görüyoruz. “Türk devlet adamı nedir, nasıl çalışır” bahsinde genç nesillere yönelik bir eğitim programının Ulaştırma Bakanı tarafından yürütülüyor olması, aynı zamanda, devletimizi yöneten kıymetli şahısların, görev alanlarına ve tanımlarına bakmaksızın her türlü hizmete nasıl canla başla koştuğunu da kanıtlıyor. Millî Eğitim yetkililerinin de, Ulaştırma Bakanı’nın bu jestine, YouTube ve Google’ın Türkiye üzerindeki kirli emellerini anlatan, Sarı Gelin gibi belgeseller yaptırıp okullara dağıtarak karşılık vermesini umuyoruz. YouTube’un adını “Yunus Emre Türkçesi”yle hızla artarda söylerseniz “yutup” sesine ulaşacağınıza, buradaki açık emperyalizm çağrışımına dikkatinizi çekerim. Ne demek yutup? Bölmek parçalamak bitti, sıra yutmaya mı geldi? Filan yani... Buradan başlanabilir meselâ belgesele. Sarı Gelin’den daha sahtekârca olmaz en azından.
Muhterem Bakan, “Bu site Türkiye Cumhuriyeti ile uğraşıyor, yasakladık, üst mahkemeye itiraz bile etmediler, her yerde yerel sürüm yapıyorlar, burada yapmıyorlar, vergi ödemiyorlar, telefonumuza çıkmıyorlar...” falan, bir sürü laf söylemiş.
Cevabını, Radikal’in görüştüğü hukukçular vermiş. Bilgi Üniversitesi Bilişim Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaman Akdeniz’in dedikleri şunlar: “Bakan Yıldırım’ın söylediklerine katılmıyorum. Google ya da YouTube’un özellikle bizimle uğraştığını sanmıyorum. YouTube hakkında verilen mahkeme kararına iki hafta önce itiraz ettik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.