Birini tanıyorum; hasta. Kolu bacağı sağlam, nefesi yerinde, karşıdan bakılınca hasta birine benzemiyor. Azıcık telaşlı, heyecanlı, bazen aşırı gürültülü, olan bitene abartılı tepkiler veren bir tip gibi. Kimi zaman da fazla rahat, tevekkül sahibi, kaderci görünebiliyor. Yani bakıp da hasta teşhisi koyacağınız bir hali yok.
Fakat hasta. Ve bunu asla kabul etmiyor.
Doktora gitmiyor. Birincisi, güvenmiyor. Doktorun özel şartlarda yetişmiş, beyaz önlüklü bir insan olduğunu, fazla kitap okuduğunu, yabancı müzikler dinlediğini, bu yüzden kendisini anlayamayacağını ileri sürüyor.
Bu yüzden sağlık sorunları gitgide ağırlaşıyor. Bazen merdiven çıkarken birden tıkanabiliyor, bazen gözleri kararıyor, bazen midesi birkaç gün dur durak bilmeksizin bulanıyor, bazen başı dönüyor. Çektiği ağrılar da cabası. Bazen birden göğsüne bir ağrının saplandığını söylüyor. Bakıyorsunuz, ağrı yüzünden ıztırap çeken birini görmüyorsunuz karşınızda, ama o, “ağrım var” diyor, “yine başladı”. En garip hallerden biri, bazen bunun tam tersiyle karşılaşılması. Yüzünden anlıyorsunuz, ağrıdan ölecek; fakat sorduğunuzda, “hayır” diyor, “hiçbir yerim ağrımıyor”.
Ağrı sızı, soluk kesilmesi, baş dönmesi, mide bulanması elbette hafife alınacak şeyler değil. Fakat esas vahamet, beyinle ilgili. Yani öyle sanıyorum; doktor değilim tabiî.
Bazen birden, yaşını başını almış bu koca adam, yeni yetme fırlama bir velet gibi davranmaya başlıyor. Söz geçiremiyorsunuz, kırıyor döküyor, küfürün bini bir para, bir şirretlik, bir küstahlık, sormayın. “Yapma etme”den anlamıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.