Silahlı Kuvvetler’in en üst kademesindeki değişikliklerden sonra yeni üst komutanlar konuştular ve sanırım aşağı yukarı hepimizi kapsayan “düşman kuvvetler” tanımları yaptılar. Bu sefer daha incelikli ve derinlikli kavramlarla icra edilen “Paşadan Tokat Gibi Sözler” harekâtının başarıyla hedefine varmasından bu yana oturdum hesaplıyorum. Öyle görünüyor ki, Ağustos 2008 itibarıyla bu memleketin yüzde 98,14’ü (resmî olmayan kesin sonuç), “hain”, “potansiyel hain”, “satılmış”, “satılabilir”, “ajan”, “potansiyel ajan”, “fahri ajan”, “profesyonel ajan”, “iç düşman”, “potansiyel iç düşman”, “bilinçsiz”, “sorumsuz”, “aymaz”, “gafil” kategorilerinden birine, birkaçına veyahut hepsine girmektedir. Bu bilgi yeni değil, diyeceksiniz. Yeni olan, hepimizin her an “postmodernlik”le yaftalanabilmesi ihtimalidir.
Ben açıkçası bu eklentiden çok rahatsız oldum. Geçen gün Gökhan Özgün böyle bir suçlama olamayacağına dair, postmodernizm kavramının her şeyden önce bir “durum”u ifade ettiğini öne sürerek mâkûl gözüken açıklamalar getirdiyse de ben tatmin olmadım. Şu veya bu şekilde musibet kategorisine sokulmaktan kurtulamayacağımı çoktan kabullenmiş, bir sonraki darbeyi beklemekteydim. Fakat postmodern ilân edilmek!.. İşte bunu kabul edemem. Hukukçu arkadaşlarıma danıştım, “Bana ‘postmodern’ dedi” diye kimseye dava açamazsın, dediler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.