Geçen gün bizim gazetede bir haber çıktı; “Ankara isyanı duydu” başlığıyla. Ne kadar yadırgadığımı söylemeden duramayacağım.
Hrant’ın katillerinin en son duruşmasında, belki işittiniz, tıpkı Hrant gibi sözde faili meçhul cinayetlere kurban giden Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Sabahattin Ali, Doğan Öz, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu ile, failleri belli ve “korumalı” cinayetlerde can vermiş Kemal Türkler, Metin Göktepe ve Metin Altıok’un yakınları, Rakel Dink’e eşlik etti. Hepsi adına basın açıklaması yapıldı. Belki bu rezalete artık bir son verilir, dendi.
Taraf’ın haberi, bu çağrıya “Ankara”dan verilen cevapları içeriyor, haberde, faili meçhul cinayet kurbanlarının yakınlarınca dile getirilen “Artık çoğalmak istemiyoruz” mesajının “Ankara’da karşılık bulduğu” ileri sürülüyordu. Somut olaraksa: talep edilen, bütün faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için Meclis’te araştırma komisyonu kurulması önerisiydi ve haberin girişindeki ifadeye göre bu talebe “siyasîlerden destek gelmiş”ti.
“Ankara’da karşılık buldu” ile “siyasîlerden destek geldi” arasındaki muazzam fark, pek görmezden gelinebilecek gibi değil. Bizim gazetenin bu farkı umursamayıp, “Ankara isyanı duydu” demeyi tercih edişi, herhalde yazıişlerindeki arkadaşların “keşke duymuş olsalar, gereğini yapacak olsalar” isteğinden kaynaklanmıştır.
Peki, gerçekte ne olmuş? Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, partisinin “özellikle son 40 yıl” içinde işlenen aydın cinayetlerinin aydınlatılması konusundaki tavrının “ortada” olduğunu belirtmiş. Evet, bence de tam ortada. Kesin aydınlatılsın canım, ne demek, tabiî, diyorsun, bırak cinayeti aydınlatmayı, katille birlikte kahramanlık pozları veren güvenlik görevlilerine bile dokunmuyorsun.
Yazının devamını okumak için tıklayın.