Basılı gazetelerin karman çorman sayfa düzenleri insanın algı kapasitesini zorluyor. İnternetin sonsuz ıncık cıncık imkânlarıyla yerleşik kötü alışkanlıklar birleşince uğultulara cızırtılar da karıştı. Aranızda sakin sakin haber takip edebiliyorum diyenler varsa, onları VIP salonuna alıp biz sıradan vatandaşlar meseleyi aramızda görüşelim.
Şahsen, Guiza’nın Ergenekon’a transferinin, Anayasa Mahkemesi’nin orman yangınlarını görüşmek üzere toplanmasının, İran’ın öz kızına tecavüz etmesinin mümkün olamayacağını binbir güçlükle akıl ediyor ve dönüp bu haberleri ayrı ayrı okumaya çabalıyorum.
Fakat her zaman beceremiyorum.
(Bazı haber başlıklarını içinden okuyamamak ve bunları ille bağırarak tekrarlamaya çalışmak ne derece yaygın bir sendrom, bilemediğim için konu etmiyorum.)
Net’çe itibarıyla hadise, gazetelerin internet sayfalarından bir sürü haberi birarada tıklayıp bir onu bir bunu okurken meydana geldi.
Başlık şuydu, eminim: “Avcılar Derneği Başkanı, kaçak avlanırken yakalandı”.
Fakat, heyhat! Haber şöyle sürüyordu: “Yakın geçmişimizde, orgeneral rütbesine kadar gelmiş generallerin tutuklanması diye bir olayla Türkiye karşı karşıya olmamıştır. Orgeneral rütbesine gelmiş birisi suç işleyemez mi? İşler. Tutuklanamaz mı? Tutuklanır. Ama henüz orta yerde halkın işlendiğine dair kesin kanaati olmayan bir suçtan zanlı iki yüksek rütbeli generalin, birisine ordu tevdi etmişsiniz, birisine kuvvet kumandanlığı tevdi etmişsiniz, tutuklanmış olmaları halkta büyük rahatsızlık yaratmıştır. ‘Efendim, hani yargının icraatına bir şey demeyecektik’. Bir şey demiyoruz yargının icraatına, ama bu hadisenin halk tarafından yadırgandığını da kabul etmemiz lazım. Ayrıca şu da var. ‘İki tane orgeneral'in askerlerin oturduğu orduevinden yahut onların kaldığı lojmanlardan alınıp götürülmelerine kimse bir şey yapmadı’ gibi de konuşmalar olmuştur. Şahsen ben de bundan rencide oldum. Kuvvet komutanlığı, ordu komutanlığı tevdi ettiğiniz yüksek rütbeli subayların bu duruma düşürülmüş olması, beni de rencide etmiştir, üzüldüm.”
Süleyman Demirel’in bunca sıfatına Avcılar Derneği Başkanlığını da eklemiş olabileceğini kabullenmekte zorlanmadım. Fakat bu demece “kaçak avlanırken yakalandı” başlığı atan şahane meslektaşımı bir an önce bulup kendisine her ne istiyorsa armağan etmek için telefona sarılacakken tereddüte düştüm. Acaba o lafı Demirel mi etmişti? Yani komutanları avcılar derneği başkanı diye niteleyip?.. Peki, ne avlarken yakalanmış sayılmalıydılar? Bu ihtimal kafama yatmadı. Gazete Demirel için “kaçak avlanıyor” demiş olmasın? Ama niye kaçak avlanıyor olsun ki? Açıkça konuşmuş sayılır adam –Demirel’den sözediyoruz!-, mealen demiş ki: Ben de Deniz Baykal’ın avukatıyım.
Meslektaşımı kutlamaktan bu akıl yürütmeler sonucu vazgeçerken gözüm “Türkiye bugün Damat Ferit’lerin gayretiyle Millî Mücadele’nin koşulları içine itilmiş durumda” cümlesi ile yanındaki Yaşar Nuri Öztürk fotoğrafına takıldı. “Bu sefer yemezler” dedim içimden ve ikisini birbirinden ayırmak üzere hamle ettim. Ayıramadım. Çünkü onu o diyormuş meğer. Onları ayrı pencerelere koymaya çalışırken avcılar derneği başkanı haberiyle Demirel haberi ayrıştı. Meğer başkan dinamitle balık avlarken yakalanmış sahiden. Demirel ise yakalanmamış. O rencide edilmiş.
Demirel’in rencide edilmesinin fiilen, fiziken, ahlâken, manen, mealen, sosyal, astrolojik, termal veya hidrolik bakımlardan mümkün olup olamayacağını düşünmeye koyulmuşken, elimizde Holywood’unkilere göre ne zengin imkânlar bulunduğunu keşfettim. Onlar en fazla “Dokunulmazlar” kategorisiyle oynayabiliyordu. Bizse, “Rencide Edilemezler”i dizi yapıp Yunanistan ve Arap ülkelerine pazarlayabilirdik. Üstelik böylelikle tam da sanatta yerel olanı, bize özgü olanı işleyerek evrensele ulaşma esprisini yakalamış olurduk. Beceremeyiz demeyin; avcılar derneği başkanı bile yakalanmış, bu mu yakalanmayacak?
Yok eğer Süleyman Demirel veya Yaşar Nuri Öztürk herhangi bir şekilde rencide edilebilir diye düşünüyorsanız çok güçlü kanıt isterim.
Herkesi kendi “rencide edilemezler” listesini çıkarmaya davet ediyorum. Hepimizinki aynı çıkmazsa ne olayım...