Marx’ı Marx, Marksizmi Marksizm yapan esas özellik nedir acaba?
Kimileri, Marksizmin özgünlüğünün “sorun anlamak değil değiştirmek” önermesinde yattığını düşünür. Bu kabaca, bir hedefinin olması, etrafa bu hedef ışığında bakmak, neyi neresinden tutup nasıl eğip bükersem hedefime yaklaşabilirim, diye düşünmek demek. Böyle söyleyince pek çıkarcı bir yaklaşım gibi duruyor, ama hedeften kastın “insanlığın kurtuluşu”, eşitlik, özgürlük gibi herkesi kapsayıcı global ideallerse haliyle iş değişiyor.
Nitekim Karl Marx adlı insanoğlu, zaten aslında sadece Marksizme de özgü olmayan bu önermeyi somut bir toplumsal durum tahliliyle birleştirmiş, hedef sahibine çıkar sağlamak şöyle dursun, başına bin türlü belâ açacak hale getirmiştir.
Marx, laboratuvarında kurşundan altın yapmaya çalışırken tesadüfen artık-değer teorisini filan bulmuş çılgın-dahi kategorisinden bir bilim adamı değildi. “İnsanın insanı ezmemesi nasıl sağlanır” sorusunun peşinde koşan bir idealistti. İnsanlar arası eşitliğe bir dayanak arıyordu. Tarihe de böyle baktı, kapitalist ekonomiye de. Her türlü eşitsizliğin temelinde sınıf farklarını gördüğü için bu mevzuya –sınıf farklarını yaratan sebeplere, bu sebeplerin neyin sonucu olduğuna...- eğildi.
Dünyayı değiştirecek gücün işçi sınıfında olduğunu söylerken, teoride ulaştığı en üst düzeye işaret ediyor, yaklaşımının en incelmiş, damıtılmış sonucunu özetliyordu. Marksizmin sonradan en hunharca kabalaştırılmış, ilkelleştirilmiş yönü de budur.
“İnsanın insan gibi yaşaması”ndan Marx’ın anladığı, insan denen, zekâ ve geliştirilebilir zihin sahibi canlının, kendisini öbür canlılardan ayırt eden özelliklerine uygun yaşamasıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.