Bu yazıyı “Hrant Dink cinayeti davası” adı altında sürdürülen müsamerenin 19. temsilinden önce yazmak zorundayım. Bu yüzden son temsille ilgili söz söyleyemeyeceğim (siz bunu okurken o da geride kaldı). Ama yaptıkları yapacaklarının teminatı sayılabileceğine göre, yapılmayacakları tahmin edebiliriz.
Bu arada biliyorsunuz, Hrant’ın katili 20 bilmemkaç yıl hapse mahkûm oldu. Zaten böylesi bekleniyordu, oldu, üstüne konuşulacak pek fazla laf yok. Sadece şu denebilir belki: Yazık ettiler çocuğa.
Hrant’ın kanı kurumadan onu alıp beraber kahramanlık fotoğrafları çektiren polis ve jandarmalar sanırım hâlâ görevde. Terfi etmiş dahi olabilirler. Önünde fotoğraf çektirdikleri, “Vatan toprağı kutsaldır - kaderine terk edilemez” yazılı, bayraklı, “vatan”lı posteri acaba hangisi saklamıştır, hayatının en değerli hatıra eşyası olarak? Hrant’ın öldürülmesine bir şekilde katılan, yardımcı olan, göz yuman, cinayetten sonra gerçek cinayet şebekesi ortaya çıkmasın diye delil karartan, kamera kayıtları yok eden, soruşturmada ele gelir herhangi bir sonuç çıkmaması için özel çaba harcayan herkes de görevinin başında. Kimi vali oldu, kimi bölge başkanı, kimi milletvekili. Hükümet de yeni bir seçim zaferiyle yeniden başta. Cinayeti “namus meselesi” ilân eden Başbakan, sık sık üzüntülerini açıklayan Cumhurbaşkanı, denetleme kurulları, müfettişler... Kimseye en ufak zarar gelmedi. Sadece katile hapis cezası verdiler.
Gerçi o da mâkûl bir yaşta dışarı çıkacak. Ama belki de kendisine gerek kalmamış bir ortama çıkar. “Terörle mücadele”de yeni yeni resmî silahlı örgütler kurulmuş olur, özel harekât, sınır birlikleri şu bu derken zaten canını sıkanı sokak ortasında vurma yetkisine sahip kılınmış resmî kuvvetler cirit atıyor olur. O zaman kimin ihtiyacı olur ki Ogün Samast gibilerine? Trabzonlu hayranları bile belki başka idol bulmuş olurlar kendilerine o zamana kadar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.