Teşkilatı Mahsusa devleti bugüne kadar işlediği ayıpların en büyüğünü ısrarla sürdürüyor. Ne planlı katliamlar boy ölçüşebilir böyle bir ayıpla ne tek tek siyasî suikastlar. Onların hepsinin altından kalkılır, nitekim kalkıldı. Bu memleket daha çok kan kaldırır. Fakat bu seferki... hiçbir şekilde izah edilemez. İmkânı yok görmezden gelinemez, mazur görülemez, hele bağışlanması teklif dahi edilemez.
Çünkü bu ayıbın bedeli çok büyüktür. Vebali de öyle. Birkaç yüz kişiyi katledince alt tarafı onların aileleri, yakınları, hiç üstlerine vazife değilken onlar için dertlenen bir kısım insan üzülür, bozulur, isyan eder, vs. (“İsyan eder”in arkasına “vs.” eklemek suretiyle toplumumuzun davranış psikolojisi alanında yüksek lisans tezimi sunmuş oluyorum; hani, fark etmediyseniz...) Siyasî suikastlarda, (a) öldürülenin ailesi ve arkadaşları, (b) yakın çevresi, (c) onun, muhtemelen hedef seçilmesinde de gözetilmiş bazı özellikleri nedeniyle kendini onunla özdeşleştirebilecek olanlar, (d) üstüne vazife olmadığı halde bu cinayete üzülenler etkilenir.
Oysa şimdi işlenen ayıpla, kaç neslin dünyası karartılmaktadır. Çünkü Teşkilatı Mahsusa devleti Türkiye’de Aydınlanma’yı temsil etmektedir. Aydınlanma’dan giden puanlar direkman Ortaçağ Karanlığı’na yazılır. Ortaçağ Karanlığı da... mâlûmdur. Son ayıp, kaç nesli (kaç olduğunu sahiden bilmiyorum, çoktur diye böyle diyorum) şu kahpe dünyada tutamaksız, dayanaksız, kör kuyularda merdivensiz bırakmaktadır. İkbali istikbali, günü geleceği Türkiye’de 1923 zindeliğini temsil eden güçlere bağlamış olan, kimbilir kaç nesle (vallahi bilmiyorum ya!) yayılmış çağdaş insanlarımızın daha az çağdaş ve birazcık kararsız kesimi çarpıntılı bir tereddüt, daha bilinçli ve kararlı kesimi derin bir teessür içindedir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.