Bakalım bu şike yasası yüzünden Başbakan’dan nasıl azar işiteceğiz? Mâlûm, kendisi eleştiri sevmiyor. Kendi bir şeyi doğru bulmuşsa, yanlış bulunmasını sevmiyor. Hele yanlış bulanı, hiç sevmiyor. Ne uğrunaysa, bir türlü anlayamadık, futbolda yerleşik kokuşuk düzen sürsün diye bir seferberliktir gidiyor. Başkomutan makamında da partililerin sözünden, mazallah!, çıkamadığı başbakan.
“Kamu vicdanı” diye bir şey varsa, herhalde şimdiye kadar en çok rahatsız olduğu hadiselerden biri, şikede ceza indirimi. Seçip oraya yolladığımız, bizi temsil edecekler diye bir sürü ayrıcalıkla donattığımız milletvekillerine göre kamu vicdanı nedir acaba?
Başbakan’a göre nedir?
Tabiî esas sorular bunlar değil. Kamuya göre nedir?
Bugün nazik bir günümdeyim, “var mıdır?” diye sormuyorum.
Şimdiye kadar çok aradım kamu vicdanını. Ya “ulaşılamıyor” çıktı, ya belirtilen adreste bulunamadığı bildirildi.
Düşünün ki, yakın tarihimizin katliamlarında, suikastlarında, faili meçhuller, gözaltında kayıplar döneminde, yani kendisine en çok ihtiyaç duyulan zamanlarda ortalıkta gözükmeyen kamu vicdanı, bu şike meselesinde başını saklandığı yerden çıkardı. O bile kâr etmedi. Siyasetçilerimiz kararlı, bu düzen sürecek.
Kamu vicdanıydı, siyasetçilerin zihin, ruh, duygu ve cüzdan yapısıydı, kafamda döndürüp dururken, şüphe gelip beynimi kemirmeye başladı. Şüphe, öyle, münasebetsiz misafir gibi bir şeydir; çıkar gelir; şahıs gibi anılması yerindedir. Dedim ki kendime: Çok şımarıksın, ne kadar lüks beklentilerin var, ayrıca şuursuzsun ve belki de salaksın. (Bu sonuncusunu daha önce de çeşitli defalar belirtmiştim sanırım.)
Biz güya bu seçimlerden sonra esas mevzunun yeni anayasa olacağını, artık nihayet bizim toplumumuzun da demokratik bir anayasa ile güvence altına alınmış, nispeten insanca bir hayat sürmeye geçebileceğini vs.
Yazının devamını okumak için tıklayın.