Bu millet bugüne kadar ordu vesayetinden kurtulmak için niye uğraşmadı? Tamam, seçme şansı varsa, karşısında da ordu vesayetine karşı görünen bir alternatif varsa, onu seçti. Ama bu kadar. Zaten o alternatiflerin de devletin taşlarını yerinden oynatmaya ne kadar aday, ne kadar gönüllü olduğu hep belirsizdi. Belki de bu yüzden onları seçebildi. Biraz daha radikal olsalar, onları da seçmeyecekti belki. Ne dersiniz?
Bizi fena halde rahatsız edebilecek bir temel soru var. Görebildiğim kadarıyla, buna cevap aramaya çalışan pek kimse de yok. Sadece arasıra, Etyen Mahçupyan yazılarında değiniyor bu mevzuya. Konumuz, bugün itibarıyla “Türk milleti” adını alan insan topluluğunun devletle ilişkisidir. Öyle gündelik, vergi dairesinde kuyrukta bekledim, hastanede kötü davrandılar, polis dövdü, asker bastı... ilişkisinden bahsetmiyorum. Peki neden bahsediyorum? Edeyim.
Yalnız bir an için, gayrısından özür dileyerek onları kenara ayıralım, kendini “Türk milleti”nden sayan insanlardan sözedelim sadece. Bu devlet bu insanlara, ötekilere reva gördükleriyle kıyaslarsak, daha az zulmetti, denebilir. Ne kadar daha azdı bu: Dövme, sövme, öldürme, işkence, haksız gözaltı, tutuklama, cezalandırma, yıllarca hapislerde çürütme, gözaltında kaybetme, kaçarken vurma, hepsi vardı. Toplumu terörize etmeye yönelik suikast, bombalama vs. yoluyla bu kesimin de hayatı karartıldı. Alevi olanları zaten her daim kıyıma uğrama tehdidi altında yaşatıldılar, çünkü zaman zaman kıyımdan geçirildiler. Solcu olanları, her dönemde, “sürdürülebilir kurban” statüsündeydiler. Dinle ilişkilerinin şekline şemaline, rengine göre, dindar olanları da tehdit altında sürdürdü hayatını.
Yazının devamını okumak için tıklayın.