Anayurdumda bir gazetede yazmaya başlamış olmanın verdiği sorumluluk ve panik hissiyle pazar pazar erkenden kalkıp bütün gazeteleri aldım. Kaldığım pansiyonun Alman sahibesi, kolumun altındaki tomara imalı bir bakış fırlattı odama girerken (Madem bunlara verecek paranız var, odanın kirasını neden geciktiriyorsunuz Miss). Gözlerim bir roman kahramanınki gibi konuşabiliyor olsa; bunları kırpıp kırpıp yazı yapacağım, o yazılar birikip nakde dönüşecek derdi. Ama gözlerim bir roman kahramanınki gibi konuşamıyordu. Kafamı eğip hızla geçtim önünden.
Sabah gazetesinin ilavesinde Karolin Fişekçi’ye adanmış bir sayfa görünce kazıklandığımı, geçen haftanın gazetelerini aldığımı sandım ilkin. Kadın Teke Tek’e çıkmış bir, Perihan Mağden üstüne yazı yazmış iki. Onun yazısının üstüne senin yazının baştan kadük hatta güdük kalacağını bile bile (“Böyle kelime oyunları yapan yankesicilik bile yapar”). Bu da bir yöntem dedim yeni gelen kediyi pataklamakta olan Nubiye’ye; nasıl Elif Şafak Billie Holliday’in Strange Fruit adlı şarkısının gelmişini geçmişini bir Wikipedia yazarı kıvamında (eksisi var artısı yok) ortaya döküp kaleminin ucuyla san’atçının görevi kendi tarihine bla bla diye bağlayaraktan köşe kotarıyorsa.
Oysa Kanat Atkaya Hürriyet’in rölyefi temalı yazısında bir kitaptan “aynen” aktardığı sekiz paragraflık bilgiyi, ancak yazarların bilebileceği nice hünerlerle kulağından tutup, tez vakitte taşınıyoruz, rölyefimizi de götürüyoruz güncelliğine bağlayıvermiş. “Karanlıktan Aydınlığa” adlı bu rölyef eserde ortada duran genç kadın figürünün karanlıkta kalanlara uzattığı tastan alevli bir ışık saçmaktaymış. Atkaya’nın tam burada araya girip figürü olsun, tası, alevi olsun Hürriyet sit-com’unun şununa bununa benzetmemiş olmasını yazın adına kaçırılmış bir tren olarak görüyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.