Laurence Sterne Duygu Yolculuğu’nda gezginlere, gezilere ve Fransa’ya dair ilk izlenimlerini duran bir atlı arabada kaleme alır. Kan ter içinde arabadan indiğinde meraklı bir gezgin arabanın neden öyle sallandığını sorar. Sterne hiç istifini bozmaz “Önsöz yazmanın heyecanındandır”.
Bir yazının girişi hem arabayı hem de okurları haşince sallamalıdır. Misal Halil Berktay 4 şubat tarihli köşe yazısına resmen şöyle başlamış “Direkt Nabi Yağcı’dan söz etmek istiyorum. Son yazılarında çizdiği rotayı madde madde aktaracağım. Ancak sonra, ayrıntılı eleştirisine gireceğim. Bazı yerlerde, görüşlerini kısaca özetleyip italikledim. Bazen de tırnak içinde ve gene italiklerle alıntıladım. Dolayısıyla geriye kalan bütün düz puntolar, ya yayın tarihleri ve başlıklar, ya da benim ilk reaksiyonlarım, ara-yorumlarım”. Bir bilim adamı, bir aşçı, bir aktar ciddiyetiyle yazılan bu ilk paragraf, okuru daha fazlası için nasıl da kışkırtıyor. Nasıl da merak ettiriyor gelecek paragrafları.
Ben ise bir Martin Eden kabalığıyla (en doğrudan duyguların insanı) ancak şu kadarını yapabiliyorum; Uluslararası Müzeler Komisyonu Türkiye’yi üyelikten atmış (Telesiyej’in yalancısıyım). Telesiyej de bu vesileyle müzelerimizin düşürüldüğü beter böcek hallere bir ağıt kaleme almış.
Ah masum çocuk! O müze dediğin yerlere olup olacağı birkaç Japon gidiyordu ki zaten. Sen üç beş Japon; gitsen ne olur gitmesen ne olur!
Gençlik edebiyatının mürekkebi kurumak bilmeyen kalemi İpek Ongun, ölümsüz eseri Bir Genç Kızın Gizli Defteri/ Kendi Ayakları Üstünde’de, Atatürkçülüğüyle olsun vasatlığıyla olsun ideal genç kız prototipi Serra’yı Anadolu Medeniyetleri Müzesine götürür “İlginç bir yer, görecek ne çok şey vardı ve hepsi de akıl almayacak kadar eskilere uzanıyordu”.
Yazının devamını okumak için tıklayın.