Barack Obama’nın Amerikan başkanlığına seçilmesi bir zihniyet devrimine karşılık geliyor.
Beyaz adamın, siyah adamı Beyaz Ev’e gönderme iradesini ortaya koyması bu devrimin en önemli bileşeni.
Bu, 232 yıllık tarihinde “renk körü” olmayı birtürlü başaramayan Amerikan toplumu için dönüm noktası olduğu ölçüde, dünyanın her yerindeki dışlanan, ikinci sınıf muamelesi gören, ötekileştirilen insanlar için de bir müjde.
Ancak Obama’nın temsil ettiği yenilik, teninin rengiyle sınırlı değil; 1961 doğumlu müstakbel başkanın düşüncelerinin “rengi” de dönüşümün habercisi.
Obama’nın seçimleri kazandıktan sonra yaptığı konuşma, bu dönüşümü çok iyi özetliyordu.
“Bu gece bir kez daha kanıtladık ki ülkemizin gerçek gücü silahlarımızın kuvvetinden ve servetimizin miktarından değil, ideallerimizin kalıcı kudretinden kaynaklanıyor” dedi Obama ve bu idealleri şöyle sıraladı:
“Demokrasi, özgürlük, fırsat ve yenilmez bir umut.”
Bu idealler üzerine kurulacak bir Amerikan siyaseti, ABD’nin kuruluş felsefesine dönüş anlamına gelecek ve Bush Amerikası’nın antitezini oluşturacak.
Ülkesinin gücünü, Wall Street ve Pentagon üzerinden değil de, Bağımsızlık Bildirgesi’nin ve Amerikan Anayasası’nın özünü oluşturan idealler üzerinden tanımlayan müstakbel başkan, siyasetini de bu idealleri hayata geçirme çabası üzerine kuracak.
Bu, bir yandan Amerikan tarihi boyunca verilen ve en önemli zaferlerinden birini Obama’nın başkan seçilmesiyle kazanan eşitlik mücadelesinin artık Beyaz Ev üzerinden de sürdürülmesi anlamına gelecek.
İçeride mücadeleye sahip çıkan bir Amerikan yönetimi, dışarıda da yeni bir dille konuşacak; dünyayla ilişkisini korkunun, kaba kuvvetin ve milliyetçiliğin diliyle değil, umudun ve demokrasinin diliyle kurmak zorunda kalacak.
Bütün bu “cek, cak”ları aşırı iyimser bulabilirsiniz; çekincenizde haklı da olabilirsiniz.
Esasen burada, kesin sonuçlardan ziyade, bir vaatten, bir yönelişten söz ediyorum.
Obama’yı başkan seçtiren ve bence sadece Amerikan toplumunun bugünkü hissiyatına değil, daha genel anlamda “zamanın ruhu”na da karşılık gelen dinamiklerin pratik siyasete taşınması yeni Amerikan yönetimini bekleyen en büyük sınav.
Yazının devamını okumak için tıklayın.