İsim önemlidir çünkü isim, çoğu zaman cismi belirler. Bir nesneye, bir faaliyete, bir amaca verdiğimiz isim, o nesnenin, o faaliyetin, o amacın bizim algımızdaki şeklini, işlevini, anlamını, uzamsal ve zamansal sınırlarını ima eder. Ne zaman Kuzey İrlanda meselesinin tarihini okusam, ister istemez, Kürt meselesini çözme çabasına gidiyor aklım ve iki süreç arasındaki önemli farklardan birinin, “isim farkı” olduğu hissine kapılıyorum.
Kökleri dört asır öncesine dayanan, 1969-1994 döneminde Britanya’da yoğun şiddet eylemlerine zemin hazırlayan Kuzey İrlanda meselesinin çözüm sürecinde, siyasi açılımlar belirleyici olmuştu. Esasen, ilk önemli açılım da İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’ndan (IRA) geldi. IRA militanı Bobby Sands’in, Britanya Parlamentosu’na bağımsız vekil olarak girdikten kısa süre sonra cezaevinde ölmesi, Londra merkezli rejime karşı savaşan örgütün kritik bir tercih yapmasına, silahtan henüz vazgeçmese bile, siyasallaşmayı seçmesine yol açtı. Bu tercih, IRA’yla ideolojik ve organik bağı olduğu herkesçe bilinen Sinn Fein’in yasal bir parti olarak etkinleşmesini, “Bir elimizde oy pusulası, bir elimizde silah” sloganının Kuzey İrlanda’da destek bulmasını sağladı. Londra, bu sloganın “çifte” mesajını hoşgörmedi ve IRA’yı asla “resmî muhatap” kabul etmedi ama Sinn Fein’in yasal sınırlar içinde etkinleşmesine de engel olmadı.
Yani Londra, Ankara’nın yaptığını yapmadı. PKK ile bağı olduğu herkesçe bilinen Kürt siyasetçilere reva görülen partisini kapatma, vekilliğini düşürme, kelepçeleme, “örgüt üyeliği” savıyla hapse atma benzeri uygulamalardan büyük ölçüde muaftı Sinn Fein... Bu sayede siyasete daha fazla asıldı, yasallığa daha sıkı tutundu.
Londra, Sinn Fein’i IRA ile ilişkisi üzerinden sıkıştırmamayı seçerek, çözüm için sağlam bir muhatap da yaratmış oldu. Kuzey İrlanda’da çözüme giden süreç, Sinn Fein lideri Gerry Adams’ın 1983’te Britanya Parlamentosu’na seçilmesinden sonra, Britanya hükümeti ile Adams arasındaki doğrudan ya da dolaylı temaslarla ilerledi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.