1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:56
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Yasemin Çongar YA DA 18.03.2009
Yasemin Çongar
Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... Yasemin Çongar - Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü...
Yasemin Çongar köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Biz ona “şeftali” derdik.

Alaycı, aşağılayıcı bir lakap değildi bu.

Arkadaşça bir takılmaydı.

Küçük bir gazete bürosunda, çoğu 20’li 30’lu yaşlarda olan ve kikirdemeyi pek seven muhabirlerin kikirdeme vesilelerinden biriydi.

O, büronun”şef-tali”siydi, yani İstihbarat Şef Yardımcısı.

1980’lerin sonundan, Hasan Cemal’in Genel Yayın Yönetmeni olduğu Cumhuriyet’in Ankara Bürosu’ndan söz ediyorum.

Ankara Temsilcisi Ahmet Tan’la İstihbarat Şefi Vecdi Seviğ’in yönettiği büroda, bugün aktif gazeteciliği sürdüren Bilal Çetin, Semih İdiz, Faruk Bildirici, Ümit Aslanbay, Hakan Aygün gibi dönemin “genç” muhabirleri çalışıyordu.

Ben 21 yaşındayken, diplomasi muhabiri olarak katılmıştım onlara.

Bugün Ergenekon sanığı olan Tuncay Özkan da 22-23 yaşlarındaydı ve siyasi muhabirlerden biriydi.

Büronun “şef-tali”si ise Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay’dı.

* * *


Balbay’ın her bir satırı gazetecilik açısından da, askerlik açısından da bir ibret belgesi olan günlüklerini okurken utanç ve öfke de duydum ama daha ziyade derin bir hüzün kapladı içimi.

Yıllardır görüşmedik ve fikirlerimiz bugün birbirinden alabildiğine uzak ama günlüklerini okuyuncaya dek, Balbay yine de Balbay’dı benim için...

Eski bir arkadaşım, aynı büroda defalarca birlikte sabahladığım bir meslektaşım, bazen saatlerce haber tartıştığım çalışkan “şef-tali”mizdi.

Balbay’ın muhtemel Ergenekon bağlantısını öğrenmek üzücüydü; sorgulandığını, ikinci gözaltısında tutuklandığını, Ergenekon sanığı olarak yargılanacağını bilmek üzücüydü.

Yaşananları “bir gazeteciye yapılan haksızlık” olarak algılamıyordum; hayır.

Ergenekon zanlısı gazetecileri “zanlı” durumuna düşüren, “gazetecilik” yapmaları değil, “gazeteciliğe aykırı” bir faaliyette bulundukları iddiasıydı zira.

Tekrarlamakta yarar var.

Ergenekon zanlısı gazeteciler, haberleri, yorumları nedeniyle “zanlı” durumuna düşmediler.

Ama bence daha kötüsü; “gazetecilikten öte” ya da “gazetecilik dışı” bir şey yapmış olmaları da değil sorun.

Ergenekon zanlısı gazeteciler hakkındaki suçlamayı, sadece gazeteciliğin “sınırlarını aşan” bir faaliyette bulundukları iddiası olarak yorumlamıyorum ben.

Ergenekon zanlısı gazetecilerin, gazeteciliğin sınırlarını aşmakla kalmayıp “gazeteciliğin özüyle çelişen, gazetecilik ahlakına aykırı” bir işle suçlandıklarını düşünüyorum.

Darbe arayışındaki generallerin emir eri; hükümeti devirme, Meclis’i kapatma hazırlığının propaganda sorumlusu; demokrasiye yani topluma karşı bir silahlı hareketin asli unsuru olarak çalışan bir “gazeteci”nin, bu faaliyete giriştiği andan itibaren meslekten fiilen çıktığını, “gazeteci” kimliğinin artık sadece bir “kisve” olduğunu düşünüyorum.

Tam da bu nedenle, Ergenekon sanıklarıyla “gazeteci dayanışması” gösteren gazetecileri yadırgadım; birçoğunun iyi niyetinden hiç kuşkum yok ama yaptıklarının “gazeteciliğe saygısızlık” olduğunu bile düşündüm.

Ancak bütün bu düşüncelerim, Mustafa Balbay’ın Ergenekon bağlantısı konusunda, içimden “Keşke doğru olmasa” diye dilememin önüne de geçmedi.

* * *

Balbay’ın 2002-2005 arasında kuvvet komutanları dahil kurmay subaylarla yaptığı görüşmelerin notlarını okurken göğsüme yerleşen utanç, öfke ve ikisini bastıran ağırlıktaki hüzün de hep aynı cümleyi getirdi dilimin ucuna:

Keşke doğru olmasa...

Balbay’ın notlarının beni hüzünlendiren yönü, bu memleketin generalleriyle yazarlarının hepimizin hayatını sarsacak bir şer ittifakında buluşabildiğini göstermesi ve bazı gazetecilerin gazetecilik, bazı askerlerin de askerlik mesleğine nasıl ihanet ettiğini kanıtlaması kadar, 21. yüzyıl Türkiye’sinde her iki mesleğin üst kademelerine gelebilmiş erbabın zamandan ne kadar kopuk ve zekâdan ne kadar yoksun olduğunu da gözler önüne sermesiydi.

İlkin Tempo24’ün yayınladığı, Taraf’ınsa “Sivil Darbe Günlükleri” başlığıyla okurlarına sunduğu notlara, Aydınlanma felsefesinin olabilecek en sığ yorumuyla beslenmiş halk düşmanı bir zihniyet ve o zihniyetle palazlanmış bir darbe tutkusu egemen.

Notları okuyunca görüyorsunuz ki, bu memleketin birtakım generalleri ve birtakım yazarları, 2000’ler Türkiye’sinde 1920’ler Türkiye’sini özleyen; insanlığın son iki yüzyılda yaşadığı siyasi ve kültürel dönüşümlerden büyük ölçüde bihaber; dünyanın dengelerini, gidişatını, değişimin yönünü anlamaktan aciz adamlar.

Görüyor ve üzülüyorsunuz.

* * *

“Tümüyle bir temizlik” yapmayı öneriyor, mesela, gözünü darbe bürümüş bir asker; “Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu, yerel yönetimleri bilen, eğitim almış subaylar var” diyor; sonra da sanki belediyelere subayların atanacağı bir askerî rejimde bu mümkünmüş gibi ekliyor, “Avrupa Birliği sürecini de engellemeyecek bir süreç olmalı.”

Güler misin, ağlar mısın?

Bir başka notta, koskoca Türk ordusunun kara kuvvetlerinin başındaki orgeneral, 3 Kasım 2002 seçimlerini yorumluyor: “Bu sonuçlara millet iradesi diyemiyorum. Bu ümmet iradesi... Demek ki Aydınlanma hareketini tam olarak tamamlayamadık.”

Güler misin, ağlar mısın?

Başka bir görüşmede Genelkurmay’da görevli bir tümgeneral, “Biz bu işi 28 Şubat’ta bitirecektik” diyor, “Artık gelip 10-15 yıl gitmeden bu işleri halletmek gerekiyor.”

Güler misin, ağlar mısın?

Ve bir “gazeteci,” dönemin en “darbeder”lerinden Jandarma Genel Komutanı’na, darbe fikrine yanaşmayan Genelkurmay Başkanı’nı devirme öğütleri veriyor: “Karacı Genelkurmay olur, siz Kara’ya geçersiniz, İzmir’deki Jandarma olur, İstanbul’dakini de artık ne yaparsanız...”

Güler misin, ağlar mısın?

* * *

Gülmedim, ağlamadım.

Mustafa Balbay’ın günlüklerini okurken, öncelikle Balbay ve bu görüşmelere katılan bütün “gazeteciler” için, sonra Yalman’ından Eruygur’una, Büyükanıt’ından Tolon’una, bu milletin vergisiyle komutan olmuş bütün o “darbeder” generaller için derin bir hüzün duydum.

Günlükleri bitirdiğimde, hüznün içinde farklı bir hissin tomurcuklandığını da fark ettim.

Acıma hissi...

Bu günlüklerde adı geçenlere, bu günlüklerin parçası olanlara acıyordum.

 

Diğer Yasemin Çongar Makaleleri:
  1. Savaşın vakanüvisleri - 01.09.2010
  2. Gecename - 31.08.2010
  3. Çok eski yenilikler ve edebiyatın fikri sabiti - 28.08.2010
  4. Tek parti sultası - 25.08.2010
  5. İçimizdeki uçurumun serinliğine atlamak - 21.08.2010
  6. Taviz ver, silahtan kurtul - 21.08.2010
  7. Konuşa konuşa savaşı bitirdiler - 20.08.2010
  8. Savaşları bizimkine hem benzer hem benzemez - 19.08.2010
  9. Açe’den barış dersleri - 18.08.2010
  10. Barışabildiler, barışabiliriz... - 17.08.2010
  11. Devrimci hayaller ve derinlerdeki hakikat - 14.08.2010
  12. Açılım, ateşkes, barış - 13.08.2010
  13. Bu bir başlangıç - 11.08.2010
  14. İfratla tefrit arasında ip cambazları - 07.08.2010
  15. Yazarlığın iki hâli ve hırpalayan hakikat - 31.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Balbay’ın günlüklerini okumanın hüznü... - Yasemin Çongar
03.09.2010 06:56:19