Amerika’da bir hayalet dolaşıyor... James Carville’in hayaleti.
Carville bir siyaset büyücüsüdür.
1992’de, küçük bir eyaletin pek kimsenin tanımadığı tıfıl valisine, dönemin başkanı (Baba) George Bush karşısında seçim kazandıran büyücü...
Bill Clinton’ı iki kez üst üste başkan seçtiren zaferlerin mimarı Carville, bu başarıyı, seçim kampanyasını son derece basit bir sloganın çevresinde örgütlemesine borçluydu:
“It’s the economy, stupid.”
“Aptallığın lüzumu yok, bütün mesele ekonomide” diye çevirebileceğimiz bu slogan Clinton’a, seçmenin asıl derdinin “cebindeki para, sofrasındaki ekmek, çocuklarını okutmak için yaptığı yatırım” olduğunu hatırlatmaya yarıyordu.
Sıradanlığı ölçüsünde doğru bir vizyondu Carville’inki...
Soğuk Savaş’ın daha yeni sona erdiği, Birinci Körfez Savaşı’nın ABD açısından “zaferle” sonuçlandığı, velhasıl, dış politika ve ulusal güvenliğin en ön planda olduğu bir dönemde, dikkati, Baba Bush’un “üstün” sayıldığı bu alanlardan ekonomiye çevirmeyi deniyor ve bunu başarıyordu.
Nitekim Clinton’ı Beyaz Ev’e taşıyan seçimler, “ulusal güvenlik” tartışmalarıyla başladı ama sandıkta son sözü “ekonomik kaygılar” söyledi.
***
Öyle görünüyor ki, tarih tekerrür edecek.
Irak-Afganistan savaşları başta olmak üzere Başkan George W. Bush’un 11 Eylül sonrasında giriştiği dış müdahaleler ve terör tehdidi, ilk beklentilerin aksine Amerikan seçmeninin tercihini bu yıl da belirlemeyecek.
Demokrat Barack Obama ile Cumhuriyetçi John McCain arasındaki başa baş yarışın sonucunu, Carville’in sloganını hangi adayın daha kuvvetli politika önerileriyle desteklediği belirleyecek.
ABD’de yatırım bankalarını vuran konut sektörü krizinin ulaştığı boyut, bir yandan borsada 11 Eylül sonrasındaki çöküşten bu yana en büyük kayıpları gündeme getirdi, bir yandan da ülkenin “1929’da başlayan Büyük Buhran’dan beri en derin krize doğru sürüklendiği” korkusu yayıldı.
Bu ortamda, Obama’nın “Irak Savaşı’na başından beri muhalif” olmasının getirdiği artı puanlar da, McCain’in Vietnam Savaşı gazisi olmasına dayandırılan “ulusal güvenlik deneyimi” de ikinci planda kalmaya mahkûm.
Amerikan seçmeni 4 Kasım’da oyunu, “Ülkeyi yeni bir iktisadi depresyondan, işsizlikten, iflaslardan ve durgunluktan kim kurtarabilir” sorusuna verdiği cevaba göre kullanacak.
***
Bush yönetiminin batık konut kredileriyle baş gösteren istikrarsızlığa uzun süre seyirci kalmasını ve yatırım şirketleri üzerinde devletin her türlü düzenleyici rolünü ilkesel düzeyde reddetmesini bugünkü krizden kısmen de olsa sorumlu tutanların gözünde Obama puan topluyor.
“Bırakın, piyasa güçleri sorunların üzerinden kendi başına gelsin; devlet müdahale etmesin” fikrini büyük ölçüde paylaşan McCain’in, son sekiz yılda Bush’un iktisadi politikalarına kayda değer hiçbir eleştiri getirmemiş olması da, Obama için avantaj sayılmalı.
Ancak tabii, bu durumu McCain de gayet iyi görüyor ve Obama gibi, o da, şimdi harıl harıl “Bush ekonomisine alternatifler” üzerinde çalışıyor.
***
“Alternatifler ne olabilir” sorusunun görünen tek cevabı var; regülasyon.
Obama, bu konudaki planını geçen martta açıklayarak ön almıştı.
Özetle, yatırım ve ticaret bankaları ile konut kredisi (mortgage) brokerlerinin devletçe belirlenen standartlara bağlanıp denetlenmesini öngören Obama planı, müdahaleden genel olarak imtina eden mevcut denetleme kurumlarının da, bizdeki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) benzeri bir çatı altında toplanmasını içeriyor.
Obama, bu çatı kuruluşun Beyaz Ev’e ve Kongre’ye düzenli rapor vermesini, malî sistemi bekleyen riskler konusunda analizler yapıp uyarılarda bulunmasını istiyor.
McCain ise, kendisini oldum olası “regülasyon karşıtı” bir politikacı olarak lanse etti ve Senato’da kullandığı oylar hep bu kimlikle uyumlu oldu.
1995’te, federal hükümetin malî sistem üzerindeki her türlü müdahalesine son verme amaçlı “regülasyon moratoryumu” teklifini Kongre’ye getirenlerden biri olan McCain, “devlet müdahalesinin Amerikan rüyasını yıkmasından” şikayetçiydi.
Aynı McCain, konut sektöründeki sarsıntıyla birlikte ağız değiştirmeye başladı; Obama’nın martta açıkladığı regülasyon planına tepki verirken, “Müdahaleciliğe karşıyım ama federal hükümetin denetimine ihtiyaç olduğunu söyleyenlerin çokluğunun da farkındayım” diyordu.
Bugün gelinen noktadaysa, Fannie Mae ve Freddie Mac gibi iki mortgage devinin federal hükümetçe kurtarıldığı bir Amerika’dan söz ediyoruz.
McCain’in de teslim ettiği gibi, sayıları giderek çoğalan iktisatçılar, yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflasını istemesi, Bear Stearns şirketlerinin daha önceki çöküşü, Merrill Lynch’in Bank of America tarafından yutulması gibi gelişmeleri, kuralların gevşekliğine bağlıyor; sektörün kendi haline bırakılamayacağını savunuyor.
Nitekim, McCain’in hafta başında televizyonlarda oynamaya başlayan son seçim reklamında, “Tasarruflarınızı korumak için Wall Street’e daha katı kurallar gerek” sloganı dikkat çekiyor.
***
Obama’nın ekonomi ekibinde Clinton döneminde hazine bakanlığı yapan iki isim, Robert Rubin ve Lawrence Summers var.
McCain’in en yakın ekonomi danışmanı ise Merrill Lynch’in CEO’su John Thain.
İşin ilginci, oldum olası Cumhuriyetçi adayları Demokratlar’a tercih eden Wall Street şirketleri bu kez Obama’ya daha yakın duruyorlar.
Demokrat adayın bu sektörden topladığı bağış miktarı 9 milyon 900 bin dolarla, McCain’in hasılatını 3 milyon dolar kadar aşmış durumda.
Anlaşılan, “zor zamanlar” hükmünü verdi; Beyaz Ev’de devlet müdahalesinden yana bir başkan görme olasılığı Wall Street’i eskisi kadar ürkütmüyor artık.