1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:30
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Yasemin Çongar YA DA 17.10.2008
Yasemin Çongar
Böyle başbakana böyle komutan...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan... Yasemin Çongar - Böyle başbakana böyle komutan...
Yasemin Çongar köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Keskin sirke misali, İlker Başbuğ’un da “küp”üne, yani öncelikle şahsının ve yıldızlarının itibarına, çok daha önemli olarak da Genelkurmay Başkanlığı’nın ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saygınlığına zarar veren konuşması, Türkiye’yi önemli bir dönüm noktasına getirdi.

İleride, bu ülkenin demokratikleşme serüvenini yazacak tarihçilerin, Taraf’ın “dokunulmazlar”a dokunan haberciliğine de yer vereceğine inanıyorum.

Dağlıca’dan sonra Aktütün baskınında da Taraf ısrarlı sorular sordu, ulaştığı ek bilgi ve belgeleri okurla paylaştı.

Ama bu son olayda bizi dönüm noktasına getiren, ordunun en tepesindeki kişinin yanına kuvvet komutanlarını alıp darbe dönemlerinden çok iyi hatırladığımız türden bir “beşi-bir-yerde” tablosunun önünde yaptığı tehditkâr konuşmanın, kamuoyu vicdanında ve medyanın geniş kesiminde kabul görmemesi oldu.

Taraf bu konuşmaya yanıtını dün hem birinci sayfasından sorular sormayı sürdürerek hem de Ahmet Altan’ın, Başbuğ’u ağzından çıkanı duymaya davet eden başyazısıyla verdi.

Gazeteye ulaşan binlerce e-mail, faks, telefon mesajı, bu cevabın okurlarımız ve meslektaşlarımız arasında bulduğu geniş desteği bize hissettirdi.

Aynı şekilde, Başbuğ’un açıklamalarını sadece üslup değil içerik –daha doğrusu içeriksizlik- bakımından da eleştiren farklı konum ve eğilimlerden gazeteciler, bize bu ülkede bir şeylerin evet yavaş yavaş, evet büyük zorluklarla ama kuşku götürmez bir şekilde değişmekte olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bu değişimin istikameti, komutanların da hesap vermeye alışacağı bir rejimi işaret ediyor.

Bu değişimin yavaşlığı ise, sadece değişime direnen komutanlardan kaynaklanmıyor.

Askerî ihmallerin hesabının sorulduğu bir rejim için uğraşma kararlılığını gösteremeyen siyasetçiler de değişimi zorlaştırıyor...

İktidar olma hakkına dört elle sarılmaktan korkan ve bu cesaretsizliğinin, kendisini iktidarda görmek isteyen seçmene ihanet olduğunu unutan hükümet de demokrasiyi erteliyor.

***

Genelkurmay Başkanı’nın önceki günkü vahim açıklamasına, neredeyse onun kadar vahim bir üslup ve içerikle –daha doğrusu içeriksizlikle- sahip çıkmak Başbakan Erdoğan’a düştü.

Geçen yıl, 27 Nisan muhtırasına direnme basiretini gösteren Erdoğan, bu kez kamuoyunun bilgilenme hakkına yönelik bir muhtıraya sesini katmakta beis görmedi.

“Doğru yerde durun” diye kükreyen komutana, “herkes nerede durduğunu iyi bilsin” diye buyuran bir başbakan eklendi.

Erdoğan, demokratik dirayetten de, siyasi sorumluluktan da eser taşımayan dünkü açıklamasıyla, 2005’te Şemdinli’deki ayıbını tekrarladı; bizzat kendisinin de mağduru olduğu askerî vesayete omuz vererek iktidar olma hakkından ve görevinden bir kez daha feragat etti.

Başbuğ ile Erdoğan’ın açıklamalarının ortak vahameti, sadece gazetecilerin eleştirme ve sorma hakkına tahammülsüzlük yansıtmasında, hatta işi bu hakkı kullananları tehdit etmeye vardırmasıyla sınırlı değil...

Başbakan’la komutanın öfkeli sözlerinin daha temel ve daha beter olan ortaklığı, bu öfkeyi doğuran gerçekte saklı.

Gerçek şu ki, aslında her iki yetkili de, görevlerini gerektiği gibi yapmadıklarının söylenmesine tahammül edemiyorlar.

Gerçek şu ki, ortada bir değil, iki görev ihmali var.

En üst askerî sorumlu olarak Genelkurmay Başkanı açısından bu görev ihmalini, “Aktütün olayında, baskını haber veren anlık istihbarat bilgilerine rağmen, 17 askerin şehit düşmesinin önlenememiş olması” diye özetleyebiliriz.

Yok, durum bu değilse, eldeki istihbarat bilgileri değerlendirilmiş ve belki çok daha büyük kayıp verilmesi önlenmişse, bunun ikna edici bir tarzda açıklanmaması, toplumun kafasındaki soruların yanıtlanmaması da yine ciddi bir ihmaldir.

İkinci görev ihmali, yani Başbakan’ın üzerine düşeni yapmadığı nokta da zaten tam burası:

Erdoğan, seçmenin demokratik temsilcisi olarak Aktütün belgelerinin bu toplumun aklına düşürdüğü soruları Başbuğ’a yöneltti mi?

Amiri olduğu Genelkurmay Başkanı’ndan Aktütün’deki 17 şehidin hesabını sordu mu?

Sorduysa ne cevap aldı?

Bu cevapları niye kamuoyuyla paylaşmadı?

Niye Aktütün baskınına ilişkin eleştirilere içerikli bir cevap verip, “İstihbarat raporu gereği şunlar yapıldı” demek yerine,

“Bu eleştirilerin ordu üzerinde nasıl bir tesir yapacağı düşünülüyor mu” deyip, görevini yapan gazetecilere çıkışmayı seçti?

 ***

Denebilir ki, Aktütün konusundaki askerî soruşturmanın sonucu henüz alınmadığı için kamuoyu bilgilendirilmiyor.

Nitekim Genelkurmay Başkanı’nın yakışıksız açıklamasındaki yegâne makul unsur, böyle bir soruşturmanın yapıldığını ve sonuçlarının paylaşılacağını söylemesiydi

Ama ertesi gün çıkıp “Biz haklıyız ve doğru yerdeyiz. Gerisini yanlış yerde duranlar düşünsün” deme cüretini gösteren Başbakan, böyle bir soruşturmanın sonucunu öğrenmeyi açıkça talep etmiyorsa ve Meclis’te böyle bir soruşturmanın sivil ayağını oluşturmak için hiçbir adım atmıyorsa, soruşturmanın gereği gibi yapılacağına ve sonuçlarının tümüyle açıklanacağına nasıl güveneceğiz?

Hele hele, şimdi bize “kendisine güvenen bütün kurumlar gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de incelemenin sonuçlanmasını müteakip kamuoyuna bilgi vereceğini” müjdeleyen Orgeneral Başbuğ’un geçmişini düşünürsek...

Çok değil, yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen ve 12 askerin hayatına mal olan Dağlıca baskınında, o zaman Kara Kuvvetleri Komutanı olan Başbuğ’un ne dediğini hatırlamıyor muyuz?

Açın, gazete arşivlerini bakın; 15 kasımda Dağlıca ile ilgili açıklama yapan Başbuğ aynen şöyle dememiş miydi:

“Elbette Dağlıca olayı incelenmeye devam edecek, elbette sonuçlar çıkarılacak. Ancak bu sonuçları da kimseyle paylaşmak zorunda değiliz. Herkes kendi işine baksa iyi olacak.”

 *** 

Başbuğ, bu fütursuz açıklamayı yaptığında henüz yayın hayatının başında olan Taraf, o gün Dağlıca konusunda yaptığı kararlı gazeteciliği bu gün Aktütün konusunda sürdürüyor.

Çünkü biz tıpkı Başbuğ’un dediği gibi “herkes kendi işine baksa iyi olacak” düşüncesindeyiz; bilgi ve belgelerin peşine düşmek, sorular sormak, eleştiri ve yorum yapmak bizim işimiz.

Ne dersiniz, herkes aynısını yapsa iyi olmaz mı?

Mesela asker siyaseti bırakıp askerliğine baksa?

Komutanlar, seçilmiş yetkililerin türbanlı eşleriyle köşe kapmaca oynamak yerine, askerî görevlerini en iyi biçimde yerine getirse ve bunun hesabını bu toplumun demokratik temsilcilerine vermekten gocunmasa, fena mı olur?

Hükümet, Dağlıca ve Aktütün gerçeklerini sorup öğrense ve eğer ortada bir askerî ihmal, hata ya da zaaf varsa bunun gereğini yapsa, yaptığını da kamuoyuna açıklasa daha güvenli bir ülke olmaz mıyız?

Ama galiba, Şemdinli’de kitapçı bombalayan askerler yerine, onlar hakkında iddianame yazan savcının cezalandırılmasına göz yummuş bir başbakandan bu kadarını beklemek bile fazla...

 

Diğer Yasemin Çongar Makaleleri:
  1. Savaşın vakanüvisleri - 01.09.2010
  2. Gecename - 31.08.2010
  3. Çok eski yenilikler ve edebiyatın fikri sabiti - 28.08.2010
  4. Tek parti sultası - 25.08.2010
  5. İçimizdeki uçurumun serinliğine atlamak - 21.08.2010
  6. Taviz ver, silahtan kurtul - 21.08.2010
  7. Konuşa konuşa savaşı bitirdiler - 20.08.2010
  8. Savaşları bizimkine hem benzer hem benzemez - 19.08.2010
  9. Açe’den barış dersleri - 18.08.2010
  10. Barışabildiler, barışabiliriz... - 17.08.2010
  11. Devrimci hayaller ve derinlerdeki hakikat - 14.08.2010
  12. Açılım, ateşkes, barış - 13.08.2010
  13. Bu bir başlangıç - 11.08.2010
  14. İfratla tefrit arasında ip cambazları - 07.08.2010
  15. Yazarlığın iki hâli ve hırpalayan hakikat - 31.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Böyle başbakana böyle komutan... - Yasemin Çongar
03.09.2010 06:30:04