Cumhurbaşkanı Gül prensipte haklı.
Çin dönüşü, dünkü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının öneminin abartılmaması gerektiğini söyledi:
“Halktan yetki, parlamentodan güvenoyu alan hükümettir. MGK gerekirse tavsiye kararı alır. Önemli toplantılardır ama olağanüstülük vermeyin. Türkiye’yi olağanüstü hale sokmamamız lazım.”
Halk iradesine ve onun ürünü olan demokratik kurumlara saygı gösteren herkesin onaylayacağı sözler bunlar.
Ama Gül’ün pratikte de haklı olduğunu söylemek maalesef imkânsız.
Zira
iktidarını, halkın seçtiği siyasetçilerle paylaşmaktan rahatsız olan ve demokratik kurumların gücünü sınırlayarak denetimi elden bırakmamaya çalışan güçlerin siyasetten tasfiyesi henüz tamamlanmadı. Esasen, bu tasfiye sürecinin nasıl ilerleyeceğini belirleyecek keskin dönemeçlerden birindeyiz.
Ve, bence, Çankaya’ya çıkmasının engellenmek istendiği günlerde, bu sürecin bir başka keskin virajında ayakta kalmayı başaran Cumhurbaşkanı Gül de dün başkanlık ettiği MGK toplantısının “olağanüstü” niteliğinin farkındaydı.
***
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin altı buçuk yıllık iktidarının en kritik MGK toplantısı dünben bunları yazarken devam ediyordu.
Çankaya Köşkü’ndeki toplantının başlangıcında kameraya çekilen görüntülere baktım; Cumhurbaşkanı, Başbakan, generaller, bakanlar gergin görünüyor, sadece MGK’ya ilk kez giren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gülümsüyordu.
“Bu toplantının nasıl sonuçlanacağının, asker-sivil bürokrasinin parlamenter siyasete müdahalesinin geleceği açısından kritik önem taşıyacağını hepsi biliyor,” diye geçirdim içimden. Gerek
Taraf’ın 12 haziranda yayımladığı “AKP ve Gülen’i bitirme planı” vesilesiyle gündeme yerleşen “darbe” tartışması, gerekse darbecilere sivil yargının yolunu açan son yasa değişikliğinin Genelkurmay’da yarattığı infial, dünkü MGK’nın merkezinden geçen iki ana gerilim hattıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.