1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 07:00
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Yasemin Çongar YA DA 19.11.2008
Yasemin Çongar
CHP ve MHP, devlet ve toplum
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum Yasemin Çongar - CHP ve MHP, devlet ve toplum
Yasemin Çongar köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Sıkı durun, size bir sır vereceğim.

Biliyor musunuz, onlar da insan!

Nasıl giyindiklerine bakmayın, çok iyi kalpli ve akıllı olabiliyorlar.

Hatta inanmayacaksınız, “örtünen bir kadının kafası aydınlık bile olabiliyor.”

Evet, hayret verici ama “çarşaflı kadınlar arasında bırakın el sıkmayı Deniz Baykal’ı öpenler bile var.”

Hem size tuhaf bile gelse bu, “kılığı kıyafeti ne olursa olsun, yasalara uyan her vatandaşa CHP’nin kapısı açıktır.”

* * *

Yukarıdaki satırlara haklı olarak öfkelenenler, bu satırlardan alınanlar için hemen belirteyim, bu “seçme saçmalar” CHP patentli.

Deniz Baykal, İstanbul Sultangazi’de başörtülü, çarşaflı kadınlara rozet taktıktan sonra, gerek kendisi gerekse partisinin ileri gelenleri, attıkları adımı bu utanç verici açıklamalarla “meşru gösterme” gayreti içine girdiler.

Dinlerken utandım gerçekten...

CHP yetkililerinin, özünde olumlu ve doğal bir siyasi adımı “savunma” durumuna düşmelerine mi acırsın...

Bu defansif cümlelerin yüksekten bakan, hor gören, kucaklar gibi yaparken aslında aşağılayan üslubuna mı içerlersin...

Adındaki “halk” kavramına giderek yabancılaşmış bir partinin şimdi başörtülüler üzerinden halkla temas edince içine düştüğü şaşkınlığa mı pes dersin...

Yoksa Baykal’ın başörtülülerle kucaklaştığı fotoğraf karelerinin ardındaki temel çelişkiye mi öfkelenirsin...

Yükseköğrenim hakkını başörtülülerin elinden almak için canla başla çalışmış bir siyasi partinin liderinin, yerel seçimlere çeyrek kala “kılığı kıyafeti ne olursa olsun her vatandaşa kapımız açık” derkenki ikiyüzlülüğüne mi isyan edersin...

* * *

Baykal’ın, dün CHP Meclis grubunda, gerek başörtülü kadınlara yüksekten bakan cümleler sarf etmesi, gerekse Ergenekon suç örgütünün avukatlığını hiç hicap duymadan sürdürmesi aynı hastalığın tezahürleri.

Bu hastalık, Baykal CHP’sinin sürekli “mış gibi yapmasından” kaynaklanıyor.

CHP son dönemde gerçek bir siyasi parti, dolayısıyla da gücünü toplumdan alan bir örgüt olmaktan büsbütün uzaklaştı.

Partiymiş gibi yapan, oysa çok dar bir ulusalcı çevre dışında halktan kopuk bir devlet organı var karşımızda.

Öyle ki, yerel seçimler “hadi biraz da siyasi parti olalım” refleksini harekete geçirip, CHP yönetimi, Sultangazi’de olduğu gibi halkla gerçek bir temas gerçekleştirdiğinde, örgütün bünyesi bunu kabul etmekte zorlanıyor.

Baykal da çıkıp, hem örgütün içinden ve daracık seçmen tabanından, hem de ulusalcı medyadan gelen “bu kadınların CHP’de işi ne” tepkisine karşı savunma yapmak durumunda kalıyor.

Yazık!

Siyasi parti değil devlet organı olma keyfiyeti, başta Baykal olmak üzere CHP yöneticilerinin Ergenekon yanlısı açıklamalarına da yansıyor; CHP toplumdan kopuk olmayı göze alabildiği için, derin devletin arkasında durmaktan çekinmiyor.

Bir bakıyorsunuz, Genel Sayman Mustafa Özyürek, Genelkurmay’ı Ergenekon sanıklarına yeterince sahip çıkmamakla eleştiriyor.

Ertesi gün Baykal çıkıp Ergenekon davasına “çağın büyük faciası” deme cüretini buluyor; yargıya müdahale etmekten hiç rahatsızlık duymaksızın “siyasi siparişle ortaya çıkmış bir dava... tepeden inme bir dava... savcıların üretmediği bir dava...” diye atıp tutabiliyor.

Hiç şaşırtıcı değil ama çok yazık!

* * *

Adına “ana muhalefet partisi” denen devlet organı, “derin devlete yakın, topluma uzak” tavrını sürdüredursun, üçüncü parti konumundaki MHP, ideolojisi, programı ve gündemi itibariyle şahsen benim tercih ve eğilimlerime alabildiğine uzak da düşse, kanımca CHP’ye kıyasla daha samimi bir siyaset yürütüyor.

Bu farkın en önemli nedeni, CHP’nin aksine, MHP’nin gerçek bir siyasi parti olması.

Evet, MHP de çoğu zaman “devletçi” tavır alıyor ama gerçek ve esasen devletin pek de makbul saymadığı bir toplumsal tabanı var; o tabanla bağlarını korumaya ve o tabanı genişletmeye özen gösteriyor.

Bu nedenledir ki, CHP’nin aksine, MHP’nin son dönemde “Ergenekoncu” diye nitelenebilecek bir söylemden kaçındığını görüyoruz.

Devlet Bahçeli’nin siyasi başdanışmanı Vedat Bilgin’in, Milliyet’te Devrim Sevimay’a söyledikleri bu açıdan dikkat çekiciydi.

Bilgin, Başbakan Erdoğan’ın “o söz MHP’nindir” diye üzerinden atmaya çalıştığı “ya sev ya terk et” ayıbından ısrarla uzak durup özetle şöyle diyor:

“O söylem Ergenekonvari örgütlerin sokaklarda kullandığı, duvarlara yazdığı bir laftır; bu ifadeyle MHP’nin özdeşleştirilmesi haksızlıktır. ...Bu ülkede bu ülkeyi sevmeyenlerin de yaşama hakkı vardır. Bu ülkede bizim gibi düşünmeyenlerin de yaşama hakkı vardır. Bu ülkede doğmuş olmak bu ülkede yaşama hakkını elde etmek için yeterli sebeptir.”

Doğrusu benim, MHP’nin geçmişine ve bugününe ilişkin ciddi eleştirilerim, politikaları konusunda derin kaygılarım var.

Bununla birlikte, Bilgin’in sözlerini şöyle okudum:

Birincisi, MHP kendisi ile Ergenekon arasına mesafe koymaya özen gösteriyor ve bu özenle CHP’den çok farklı, çok daha makul ve topluma dönük bir yerde duruyor.

İkincisi, “ya sev ya terk et” mantığını reddetmesi MHP’yi, Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek ve Vecdi Gönül gibilerinin son demeçleri sayesinde AKP’nin düştüğü “dışlayıcı, itici, defedici” tavırdan uzaklaştırıp toplumun vicdanıyla daha uyumlu kılıyor.

Devlet Bahçeli’nin dün Meclis’te söylediği şu cümleye bakın:

“Sevmeyenin terk etmesi yerine, öncelikle bizi ona sevdirecek, beraberliğimizi saydıracak bir yaklaşımın hâkim kılınması bizim siyaset anlayışımızın vazgeçilmezlerindendir.”

Ne dersiniz; sizce, Başbakan’ı düşündürmesi ve son demeçlerinden sonra biraz olsun utandırması gereken bir cümle değil mi bu?

 

Diğer Yasemin Çongar Makaleleri:
  1. Savaşın vakanüvisleri - 01.09.2010
  2. Gecename - 31.08.2010
  3. Çok eski yenilikler ve edebiyatın fikri sabiti - 28.08.2010
  4. Tek parti sultası - 25.08.2010
  5. İçimizdeki uçurumun serinliğine atlamak - 21.08.2010
  6. Taviz ver, silahtan kurtul - 21.08.2010
  7. Konuşa konuşa savaşı bitirdiler - 20.08.2010
  8. Savaşları bizimkine hem benzer hem benzemez - 19.08.2010
  9. Açe’den barış dersleri - 18.08.2010
  10. Barışabildiler, barışabiliriz... - 17.08.2010
  11. Devrimci hayaller ve derinlerdeki hakikat - 14.08.2010
  12. Açılım, ateşkes, barış - 13.08.2010
  13. Bu bir başlangıç - 11.08.2010
  14. İfratla tefrit arasında ip cambazları - 07.08.2010
  15. Yazarlığın iki hâli ve hırpalayan hakikat - 31.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: CHP ve MHP, devlet ve toplum - Yasemin Çongar
03.09.2010 07:00:15