* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
İçinde bir erkek yaşatan kadınla içinde bir kadın taşıyan erkek, kardeştiler. Aynı babanın döllediği iki ayrı annenin rahminden doğmuşlardı ve ikizler kadar benziyorlardı birbirlerine. Babaları devletin en önemli adamlarından biriydi; Sadaijin’di. Sadaijin, “İmparator’un sol kolu” demekti; bürokrasideki yeri, “İmparator’un sağ kolu”ndan önce, veziriâzamdan hemen sonra gelirdi.
Sadaijin’in oğlunun adı Wakagimi’ydi; kadınsı, zarif, kırılgan ve sanatkârdı. Kızı Himegimi ise erkeksi, hırslı, kuvvetli ve savaşçıydı. Doğdukları gibi değil, hissettikleri gibi yaşamak istiyordu ikisi de. Sadaijin, “yanlış bedenlere hapsedilmiş lânetli ruhlar” sayıyordu çocuklarını; “Torikaebaya” diyordu: “Keşke birbirlerine dönüştürebilsem onları.”
Tek çare buydu belki de; biri sanki diğeriymiş gibi yapmaya karar verdi Sadaijin. Oğlunu kızı, kızını oğlu gibi kabullendi, saray erkânına öyle takdim etti. Wakagimi ve Himegimi, organlarına isyan, hormonlarına ise itaat ederek yaşamaya başladılar. İsimlerini değiştirip, cinsiyetlerini herkesten gizlediler; Sadaijin’in oğlu bir nedimeydi artık, kızı ise bir vezir adayı. Wakagimi, çok geçmeden baş nedimeliğe yükseldi, İmparator’un kızının sırdaşı oldu. Kibarlığıyla, munisliğiyle değil sadece, zekâsı ve güzelliğiyle de diğer kadınların önüne geçti.
Kardeşi Himegimi siyasete girdi; çevresindeki bütün erkeklerden daha gür bir sesle konuşmaya, daha kararlı, daha acımasız davranmaya başladı. Saraydaki kadınların dikkatini çekti bu. Gücün, karşı konulmaz bir cazibesi vardı. Zamanla Himegimi de kadınlara ilgi göstermeye başladı; prenseslerle, leydilerle yakınlaştı, arsızca baştan çıkardı onları, ellerini tuttu, dudaklarından öptü, tenlerinin kokusunun tenine değmesine izin verdi. Ama o kadar. Onu asil bir kadınla evlendirdiklerinde, karısına sarılıp yatmaktan öteye geçemedi ve karısı, bir “başka” erkekle seviştiğinde sesini çıkarmadı. “Kadın” olduğunu saklamak uğruna, arzusunu bastırıp, hiddetini sakladı Himegimi, acı çektiğini göstermedi. Sustu, ta ki karısıyla sevişen adam, “oğlan” sanıp göz koyduğu Himegimi’nin, aslında bir “kadın” olduğunu anlayıncaya dek. Seviştiler ve bütün sarayın “erkek” bildiği Himegimi hamile kaldı. Bu arada, erkek kardeşi Wakagimi de, onu “kadın” bilen erkeklerin gözdesi olmuştu ama “erkekliğini” gizlemek uğruna, aslında bir “kadın”ın şehvetiyle arzuladığı erkeklerin ilgisine karşılık veremiyor, susuyor, herkesin ortasında, herkesten saklanıyordu.
Himegimi hamile kalınca saraydan kaçtı; onun yokluğunu hissettirmemek için, geceleri onun gibi giyinip, karısının koynuna girmek de erkek kardeşi Wakagimi’ye düştü. Çok geçmeden, bütün sarayın “kadın” sandığı Wakagimi, bütün sarayın “erkek” sandığı kız kardeşinin karısını hamile bıraktı.
Sonunda, iki kardeşin ruhunu tutsak kılan büyü bozuldu. Wakagimi ile Himegimi birbirlerinin yerine geçip bedenleriyle barıştılar; biri İmparator’un karısı oldu, diğeri babasının yerine Sadaijin’liğe yükseldi. İkisinin de birbirlerine ikizler kadar benzeyen çocukları doğdu.
“Bakire kurt” da aynısını yaptı
Varsayılan cinsiyetle yaşanan cinsellik arasındaki çelişki, ustaca tasarlanmış bir oyun tahtası gibi şaşırtıcı olabiliyor bazen; Wakagimi ile Himegimi’nin hikâyesi, renkleri birbirini tutsa da şekilleri tam uymadığı için, birtürlü iç içe geçmeyen aldatıcı yapboz parçaları misali, insanı duraksatıyor.
Bir kadının, bir başka kadını arzularken bir erkekle sevişmesini; erkek gibi yaşayıp erkek gibi sevişen bir adamın, kendisini aslında kadın gibi hissetmesini; bir erkeğin bir kadını, bir erkeği ister gibi istemesini; bir erkeğin “erkek” sanarak sevişmek istediği kişinin aslında “kadın” olduğunu anladığında, o kadına da pekâlâ âşık olabilmesini ve bütün bunlar olurken, bir kadınla bir erkeğin, birbirleri için öngörülmüş toplumsal rolleri mükemmel biçimde yerine getirebilmelerinin en önemli koşulunun, bunu yaptıklarının toplumdan gizlenmesi olduğunu anlatan bir kitap bu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.