Medya ve siyaset camiasında daha ziyade Başbakan’ın görüşlerini anlamak için okunan ve Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan tarafından kaleme alındığı yaygın olarak bilinen Yasin Doğan imzalı sütunda dün hem sağlam bir değişim analizi hem de değişime direnmeye çalışanlara yönelik haklı bir uyarı vardı.
Yeni Şafak’taki “Değişim sancıları” başlıklı yazı,
“Çok açık bir gerçek var: Değişim Türkiye’nin kaderidir” cümlesiyle yaşadığımız sürecin geri döndürülemez niteliğini vurguladıktan sonra bu değişimi tarif etmişti:
“Değişimin mahiyeti, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde olan Türkiye’nin gerçek bir demokrasi ve hukuk devletine kavuşmasıdır. Türkiye kendine özgü, hormonlu, göstermelik, özde değil sözde bir demokrasi ve hukuk yerine, çağdaş standartlarda bir demokrasi ve hukuk istiyor. Yaşanan dönüşüm bunu sağlamaya yöneliktir.” Yazar, daha sonra, “Avrupa Birliği’ne ve çağdaş normlara uyum anlamına gelen bir değişimden ürkmek, kaygı duymak, korkmak gereksizdir. Asıl korkulması gereken, bu vizyonun ve hedefin yitirilmesidir” diyor; ardından da, değişime direnenleri şöyle uyarıyordu:
“Değişim sürecinde özeleştirinin, sorgulamanın, kendini hesaba çekmenin yetersiz kalması, daha ciddi sorunları önümüze koyar. Değişime direnmek, statükoyu korumaya çalışmak eğer başka yanlışlara kapı açıyorsa ortaya daha vahim sorunlar çıkar. Kayıtdışılık, keyfilik, yetkiyi kötüye kullanma insanı bir anda illegaliteye savurur. Değişim sürecini illegal yapılarla engellemeye çalışmak AB standartlarına göre değil, mevcut hukuka göre bile insanın başını ciddi şekilde ağrıtır.” Bu satırları iki açıdan önemsedim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.