
* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
Yatağını yapan birer nehir gibi yaşıyoruz hepimiz. Su gibi.
William James bundan bir asır önce Psikolojinin Prensipleri’nde, “Su” demişti, “toprağı oyarak bir kanal açar kendine, giderek büyüyen, derinleşen bir kanal; ve sonra, bir süre kurusa bile, yeniden akmaya başladığında, kendi açtığı o yoldan geçecektir yine.” James, alışkanlıklarımızdan söz ediyordu.
Denemekle tekrarlamak arasında tekrarı, düşünmekle alışmak arasında alışkanlığı, istisnayla kural arasında kuralı, kaçamak aşkla düzenli ilişki arasında ilişkiyi seçen bir beynimiz var bizim. Bu sayede daha az yıpranıyor zihnimiz. Bu sayede küçülmeye başladı insan kafatası. Bu sayede bizi öngörmek, bu sayede bizi yönlendirip yönetmek o kadar da zor değil. Ve sanırım bu sayede, biraz daha sıradan, biraz daha sürüdeniz hepimiz; biraz daha yavanız. Bir tür enerji tasarrufu belirliyor bu halimizi; beynimiz voltajı düşürürken hayatımız uzuyor, biz eksiliyoruz.
Kebapçıları kaldırdık, ölümler azaldı
Meseleye tam tersinden bakan bir kitap okuyorum şimdi; kurtuluşumuzu, beynimizin tasarruf etmesinde gören bir kitap. Alışabilmemizi sağlıklı yaşamanın şartı saymakla kalmayıp, her türlü değişimin anahtarını da alışkanlıklarımızda bulan, muhafazakâr bir tezle yola çıkmış gibi görünse de, hâlihazırdaki işleyişi kavramadıkça, değişmenin de değiştirmenin de mümkün olmadığını hatırlattığı için aslında devrimci bir kitap.
The New York Times’ın 1974 doğumlu iş dünyası muhabiri Charles Duhigg, kuşağının en başarılı gazetecilerinden sayılıyor; ABD’de iki hafta önce piyasaya çıkan kitabı da bunun sebebini eleveriyor bence. Tüketimle üretimi, üretimle teknolojiyi, teknolojiyle siyaseti, siyasetle sosyolojiyi, sosyolojiyle kültürü, kültürle psikolojiyi ve son tahlilde de psikolojiyle biyolojiyi birarada düşünebiliyor Duhigg; The Power of Habit: Why Do We Do What We Do in Life and Business (Alışkanlığın Gücü: Hayatta ve İşte Yaptığımız Şeyleri Niye Yaparız) bu alanları bir bütün olarak kucaklarken, laboratuvar fareleri üzerindeki nörolojik deneylerden toplumları dönüştüren kritik olaylara, başarılı reklam stratejilerinden şirketleri ihya eden personel politikalarına kadar birçok farklı süreci inceliyor ve sonunda kendimizle ilgili temel bir sır veriyor bize.
“Alışkanlıkların bilimi” dediği şeyle ilgilenmeye, sekiz yıl önce savaşı izlemek üzere gittiği Irak’ta başlamış Duhigg. Bağdat’ın güneyinde küçük bir şehir olan Kûfe’de, Amerikan Kara Kuvvetleri’nden bir binbaşının geliştirdiği “toplumsal alışkanlık değiştirme programı”na tanık olmuş. Araçları yakarak, çevreye ateş açarak, bazen de kalabalığın ortasına bir intihar saldırganının dalmasıyla gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin videolarını inceleyen binbaşı sonunda çareyi, tekerlekli arabalarında kebap pişiren seyyar satıcıları şehir meydanına sokmamasını Kûfe Belediye Başkanı’ndan istemekte bulmuş: “Görüntüler, her eylemden saatler önce Iraklıların meydanda toplanmaya başladıklarını, kalabalığın giderek büyüdüğünü, çok geçmeden seyyar kebapçıların ve meraklı izleyicilerin de geldiğini, insanların karınlarını doyurarak bekleştiklerini gösteriyordu. Sonra biri bir taş ya da şişe atıyor, ortalık cehennem yerine dönüyordu… O gün Mescid-el Kûfe’nin önündeki meydanda yine insanlar toplanmaya başladı. Bütün öğleden sonra kalabalık giderek arttı. Öfkeli sloganlar atan bir grup vardı. Irak polisi, yakındaki Amerikan üssüne telsizle haber verip, askerlerin hazır beklemesini istedi. Hava kararırken kalabalık huzursuzlandı. Acıkan herkes, seyyar kebapçıları aradı. Nafile! Sonra gidip yemek yemek için yavaş yavaş terkettiler meydanı. İzleyiciler dağıldıkça, sloganlar da cılızlaştı. Saat sekizde meydan bomboştu.” Seyyar kebapçıları uzaklaştırarak Kûfe’deki ölüm bilançosunu değiştirmesini bu sözlerle anlatan binbaşının, “Orduda öğrendiğim en önemli şey, her şeyin alışkanlıklardan ibaret olduğunu anlamaktı” demesinden etkilenen Duhigg, Irak dönüşünde “Alışkanlık nedir” sorusuna bilimsel bir cevap aramaya başlıyor;The Power of Habit işte o arayışın hikâyesi.
Alışkanlığın halkası: İşaret, rutin, ödül
Başka başka hayatların başka başka dertleriyle derinleşen bir hikâye bu. İlkin Lisa Allen’la tanışıyoruz: Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde (NIH), nörologlar, psikologlar, genetikçiler tarafından inceleme altında tutuluyor genç kadın. On altı yaşından itibaren sigara ve içki içmiş, kendini bildi bileli obezitenin kıyısında durmuş, hiçbir işte bir yıldan fazla kalmamış, borçları her zaman boyunu aşmış ve otuz dört yaşındayken, kocası başka bir kadına kapılınca evliliği bitivermiş. Ama Duhigg’in anlattığı haliyle, beynindeki elektrik devrelerinin NIH tarafından sürekli takibine izin veren Lisa’nın böyle bir geçmişi olduğuna inanmak güç. Karşımızda, kocasının âşığının evini yakmakla intihar etmek arasında gidip gelirken, bir yandan da deli gibi yiyip içerek avunmaya çalışmasını artık “bir başkasının kâbusu” gibi hatırlayan, dört yıldır sigara içmemiş, her gün koşan, bir maraton tamamlamış, üniversiteye dönüp mastırını bitirmiş, iyi bir işte çalışan, borçlarını ödemiş, sevgilisiyle mutlu bir kadın var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.