Karşılaşmadım, el sıkışmadım, konuşmadım.
Okuduklarım ve işittiklerim üzerinden tanıyorum onu.
Doğrudan tanık olmadığım diyaloglar üzerinden...
Başkalarının aktardıklarından menkul her kanaat gibi, benim onun ne düşündüğü, ne yapmak istediği hakkındaki fikirlerimde de ciddi bir yanılgı payı olabileceğini peşinen kabul ediyorum.
Ama dolaylı da olsa, kesinkes doğru diyemesem de Emre Taner’e ilişkin bazı fikirlerim var.
Son birkaç yıldır birbirinden çok farklı kaynaklardan beslenerek tek bir yatakta buluşmuş ve giderek daha büyük bir kuvvetle, aynı yöne akmaya başlamış fikirler bunlar...
Eğer yanılıyorsam, kendisi, kurumu ya da başka birileri, günün birinde doğrusunu elbet anlatır; biliyorum ki, er geç bütün çıplaklığıyla arz-ı endam eder gerçek.
Ama ben bugün, kendi bilgilerime ilişkin çekince ve zamana duyduğum güvenle şunu yazabilirim:
Emre Taner’in Türkiye’de silahların susması için en çok çaba gösteren bürokratlardan biri olduğunu düşünüyorum.
Taner’in, Kürt meselesinin barışçı bir çözüme kavuşmasını istediğini ve son yıllardaki mesaisinin önemli bölümünü buna vakfettiğini anlatanlara inanıyorum.
66 yaşındaki bu Liceli’nin, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı’nı 2009’da yaş haddinden bırakması öncesinde, PKK’nın dağdan indirilmesine yönelik kapsamlı bir planın işlemeye başladığını görmek istediğini tahmin ediyorum.
* * *
Biliyorum, Başbakan Erdoğan’ın cesareti ve belki de “demokratlığı” Kürtler’e gerçekten kucaklayıcı mesajlar vermeye yetmiyor.
Erdoğan, Kürt meselesi konusunda çözüm için şart olan siyasi adımları atma iradesine sahip olduğunu son zamanlarda pek hissettirmiyor.
Buna karşın, Başbakan’ın, meali “ya sev ya terk et” olan o ürkütücü açıklamalarının bir tür “kisve” olduğunu ve altında, Kürt meselesinin barışçı çözümüne yönelik bazı somut adımlar sakladığını hem hükümet kaynaklarından hem de bölgenin nabzını iyi tutan Türkiyeli ve Iraklı siyasi şahsiyetlerden son zamanlarda sıkça işitiyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.