Konuşurlar tabii...
Devleti “efendi”, vatandaşı “tebaa” saydıkları sürece böyle konuşurlar.
Vatandaşın devletle ilişkisini tek taraflı bir tâbiyet ilişkisine indirgeyen resmî bakışı sorgulamayanlar daha çok konuşurlar.
Tersine bir tâbiyeti akıllarına bile getirmedikçe; demokrasilerde devletin vatandaşın hizmetkârı, toplumun devletin sahibi olduğunu anlamadıkça daha beter sözler de söylerler.
Devletin vatandaşa ait olduğu bir düzen, vatandaşın kendini ülkesine samimiyetle ait hissedebildiği bir düzen...
Böyle bir düzenin mümkün olduğunu anlamayan, böyle bir düzen için çalışmayı görev saymayan yetkililerden bugüne kadar neler işittik ve daha neler işiteceğiz kimbilir.
Vatandaşını kökenine, diline, dinine, mezhebine, örtüsüne, sünnetine göre tasnif edegelmiş; bir kısmına “makbul,” diğerlerine “yabancı” ya da “potansiyel suçlu” gözüyle bakabilmiş bir devletin ayrımcı zihniyetini içine sindirebilen erkândan daha ne vecizeler beklenir...
***
Okay Gönensin dün
Vatan’daki yazısında teşhisi doğru koymuştu:
“Tayyip Erdoğan’ın ‘ya sev ya terk et’li üslubu Milli Savunma Bakanı olan kişiyi de heyecana getirmiş ve o da içindekileri dökmüş.”
Gerçekten de, Başbakan’ın günlerdir ısrarla yenilediği “ya sev ya terk et” mesajıyla Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün önceki gün Brüksel’de söylediği tüyler ürpertici sözler aynı bütünün parçası.
Doğrusu, Başbakan dün partisinin grup toplantısında “Ben ‘ya sev ya terk et’ demem. Bu ifadenin karşısındayım. Bu sözün patenti MHP’ye aittir” deyince önce umutlandım.
Ama devamını yine “ya sev ya terk et” mantığının o bildik açılımıyla getirdi; “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet fikrini beğenmeyen gitsin” dedi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.