Nüktedanlığını severim her şeyden önce.
Hayata muzip bakışını, meşakkatte ironi buluşunu önemserim.
Üstelik fuzuli de gelmez bana, abes de.
İlla ki cesaret gerektirmesine, imkânsızı reddeden inadına saygı duyarım.
Yenilgiyi göze alan, kaybetmekten gocunmayan özgüvenine özenirim.
Hayır, gülüp geçmem göle maya çalana; “gerçekçi değil” deyip omuz silkmem.
“Yatutarsacılığı” evet biraz delice ve evet epey zekice bulurum.
“Yeni”nin mimarlarının “ya tutarsa” diyebilenler olduğuna inanırım çünkü.
***
Başbakan Erdoğan’ın Moskova ve Tiflis’e götürdüğü “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Projesi” teklifi, tam bir “ya tutarsa” egzersizi...
Gerçekçi olup olmadığına, altyapısının sağlam kurulup kurulmadığına bakarak kolayca eleştirilebilecek bir girişim.
“İçi boş” bulunabilir; “tutmaz” denebilir; “lafta kalmaya mahkûm” sayılabilir.
Erdoğan’ın “rol çalma çabasında” olduğu söylenebilir.
Bütün bu eleştirilerde doğruluk payı da olabilir...
Ama bence bunlar, Ankara’nın teklifinin önemini azaltmıyor.
Erdoğan’ın Rusya ve Gürcistan liderlerine sunduğu, önümüzdeki hafta Azerbaycan Cumhurbaşkanı’na da anlatacağı Kafkas planının ham ve uçucu görünmesini, nihai bir zaaf saymıyorum.
Tek başına, “ya bu teklif üzerinden bölgede yeni ve çok taraflı bir konuşma başlarsa” diyebilmenin bile, Ankara’nın teklifini büsbütün fuzuli olmaktan çıkardığını, hatta epey zekice kıldığını düşünüyorum.
***
“Ya tutarsa” zihniyetine değer vermek, mayanın tutması için gerekeni yapmanın önemini gözardı etmeyi gerektirmiyor.
Tam tersine...
“Ya tutarsa” diye atılan muzip ve delice adımların gerisini getirmenin yolu zekice bir fikri takipten geçiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.