Sesine, ahengine, ima ettiği ihtimallere hiç de benzemeyen bir içerikle karşımıza çıkan kelimeler vardır; anlamları, duygularıyla çelişen kelimeler... “Gecename” o kelimelerden biriydi benim için. İlk kez, dört yıl önce Afganistan’a gittiğimde işitmiştim. Taliban’ın, siyasi denetim kurmak istediği bölgelerde yaygın biçimde kullandığı bir tehdit aracıydı gecenameler. Fotokopiyle çoğaltılıp, geceleyin evlerin, camilerin kapılarına asılan mektuplardı bunlar. Altında “Taliban” imzası olan bildirilerdi. 2004’teki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, evinin kapısında, bu gecenamelerden birini bulduğunu anlatmıştı bana Uruzganlı Nahide Hanım. Duldu, üçü yetişkin beş çocuğu vardı. “Sandığa gitmek ihanettir, işgalci kâfirlerle işbirliği yapmaktır. Ailenizden herhangi biri oy kullanırsa cezalandırılacaktır” diye yazan gecenameyi alınca, seçim günü evinden hiç çıkmamış, oğullarının da sandığa gitmesine izin vermemişti. Binlerce Afgan yurttaşı da, aynısını yapmış, Taliban tarafından cezalandırılmak korkusuyla, işgalden üç yıl sonraki bu ilk seçimlerde sandıktan uzak durmuştu.
Dün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin yazısını okurken, “gecename” diye mırıldandım kendi kendime. CHP Şırnak İl Başkanı Çınar Öktem’in, “Bugün Şırnak’ta, Hakkâri’de oy kullanmaya gitmek kolay değil. Çünkü bildiri dağıttılar. Evinden çıkanlar tesbit edilecek. O bildirilerden birisi bende duruyor” dediğini yazmıştı Çekirge.
Ardından Hakkâri’de referandum çalışması yapan CHP Gençlik Kolları Başkanı Umut Tunç’un sözüne yer vermişti: “Hakkâri’de bizim de elimize böyle bir bildiri geçti. ‘Sandığa giden cezalandırılacak’ diyor.”
Güneydoğu’da sandığa gitmek isteyenlerin “korkup” gitmeyeceğini, CHP’lilerin ağzından aktardıktan sonra, “PKK, demokratik boykot çağrısını, kapı önüne bıraktığı bildirilerle ‘ölüm tehdidi’ne dönüştürüyor” demiş, bölgedeki bu “gece yarısı gerçeği”nin İstanbul ve Ankara’da yeterince anlaşılmadığından yakınmıştı Çekirge.
Yazının devamını okumak için tıklayın.