Neresinden baksanız “öksüz” bir haberdi. Dünkü gazetelerin, Balyoz operasyonunu duyuran tarihî manşetlerle boydan boya kaplanmış birinci sayfalarında, “bir başına” kalmış bir haber...
Medyamızın komutanlarla sohbet etmeyi en çok seven mensuplarından Fikret Bila, bu kez eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la görüşmesini sütununda yazmış;
Milliyet de bu yazıyı “27 Nisan muhtıra değildi” başlığıyla, birinci sayfasındaki Balyoz haberlerinin arasına iliştirmişti.
İlk bakışta, “hayırdır?” dedirten bir başlıktı, doğrusu.
Birkaç saniyelik bir “nereden icap etti” şaşkınlığı yaşatıyordu insana... Ama okumaya başlar başlamaz, 27 Nisan 2007 tarihli “elektronik muhtıra”nın, 2002-2003 yıllarında kotarılan Balyoz Darbe Planı’na ilişkin soruşturmanın orta yerinde zuhur etmesinin esbab-ı mucibesini kavrıyordunuz. Anlık şaşkınlığınız, yerini, kendi kendinize verdiğiniz o pek teskin edici “hayırdır... hayırdır...” cevabına bırakıyordu. Zira Büyükanıt’ın Bila’ya söyledikleri, 27 Nisan muhtırasını bizzat kaleme aldığını âdeta övünerek kabul etmiş olan emekli orgeneralin, birdenbire ziyadesiyle korktuğunu gösteriyordu. Temelinde “suç varsa, cezası da vardır” kabulü olan bir korkuydu bu. Generallerimiz için yeni ve memleketimiz için “hayırlı” bir korkuydu.
Bu korkuyu fark ettiğinizde, yani Büyükanıt’ın toplumun zekâsıyla alay edercesine söylediği sözlerin, “ceza korkusu” ile sarf edilmiş defansif cümleler olduğunu kavradığınızda; eski Genelkurmay Başkanı’na kızamıyordunuz bile. Büyükanıt, “27 Nisan’a muhtıra diyenler ya muhtıranın anlamını bilmiyorlar veya 27 Nisan bildirisini okumamışlar. 27 Nisan bir muhtıra değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.