Ergenekon Soruşturması’nın ilk aylarında işittiğim bir sözdü.
Dosyaya birinci derecede hâkim bir şahıs, Ergenekon’un bütünüyle ortaya çıkarılmasının koşullarını sayarken “dış bağlantılar”dan söz etmiş; çetenin yurtdışındaki irtibat ve eylemlerinin de üzerine gidilmesi gerektiğini söylemişti.
Dahası, “Öyle ilişkiler, öyle etkinlikler söz konusu olabilir ki bunların açığa çıkarılması Türkiye’nin bazı komşu devletlerle ilişkisini bozabilir, uluslararası skandallara yol açabilir” demişti.
Bu konuşmadan kısa bir süre sonra, Ergenekon Soruşturması’na büyük önem verdiğini yazılarında yansıtan bir gazeteci arkadaşım, benzer bir bilginin kendisine de aktarıldığını anlattı bana.
O da ben de, muhataplarımıza, “hangi devletler” diye sormuştuk.
Aldığımız cevapları birleştirdiğimizde şöyle bir cümle çıkıyordu ortaya:
“Mesela İran, Azerbaycan, Rusya...”
***
Ergenekon sanığı Mustafa Özbek’in evinde bulunan dehşetengiz belgeler arasındaki “cinayet mektubu”nu okuyunca bu diyalogları hatırladım.
Kuzey Kıbrıs’ı karıştıran bu belgelerin hemen hepsi gibi, söz konusu “cinayet mektubu” da, Özbek’in “sendika başkanı” olmanın ötesinde bir misyonla hareket ettiğini, büyük olasılıkla da devlet içinde kirli işler çeviren bir yapılanmanın kasası olduğunu düşündürüyor.
Taraf’ın dün sürmanşetten duyurduğu bu mektup, Kasım 1998’de iki gün arayla, biri Tahran, diğeri St. Petersburg’da gerçekleşen iki suikastın Türkiye’den “Başkan” sıfatlı birinin devreye girmesiyle “başarıldığını” Özbek’e müjdeliyor.
Kurbanların ortak noktasının, o sıralar kendine gidecek yer arayan PKK lideri Abdullah Öcalan’la ilişkileri olduğunu anlıyorsunuz.
Mektup, ilki St. Petersburg’da “Başkanımızın Ukraynalı ekiplerle irtibatı sayesinde vurulmuş,” ikincisi ise, Tahran’da “bizzat Başkan’ın oraya intikaliyle” gerçekleşmiş” diye anlatılan cinayetlerin gözdağı niteliğini de vurgulamaktan geri durmuyor:
“Bu iki kişi ile APO’nun konuşmalarını dinleyen ve bu iki çete yardımcısının anında yok edilişleri İTALYAN istihbaratında korku ve endişe yaratmış, istenilen mesaj onlara CAN siperane olarak çalışılan noktaların bertarafı ile verilmiştir.”
***
İlk bakışta, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın birer karanlık eylemi gibi görülebilecek bu suikastlar, gerek Mustafa Özbek’e rapor ediliş biçimi itibarıyla, gerekse Özbek’te çıkan belgelerin ortaya koyduğu “yavru Ergenekon” ilişkileri bağlamında ele alındığında, ortadaki kirli işlerin daha ziyade devletin içindeki bir derin gücün marifeti olduğunu düşünüyor insan.
Bu iki suikastın ardından Rusya ve İran’da yaşanan “hukuk” sürecini incelediğinizde ise, dosyaları çoktan kapanmış olsa da üzerlerindeki esrar perdesinin aslında hiç kalkmadığını anlıyorsunuz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.