
* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
Zirveler kalıyor bizimle. Zirveler ve sonlar. “Hatırlayan benlik” tecrübenin akışına, süresine aldırmıyor nedense. Sadece zirveleri alıkoyuyor o; geçilen yollara boş verip, varılan sonları saklıyor kendine. Çünkü hazzın da acının da nihai hükmünü, hep aynı yerde, tırmanıp eriştiğimiz ve belki bir an –sadece bir an– durduğumuz o en yüksek noktada veriyor hafızamız. O kısacık an donup kalıyor bizimle. Bir de tabii, her şeyin nasıl bittiği yerleşiyor aklımıza. İster bizi bayıltmadan ameliyat ettiklerini düşünelim, ister huzurlu bir tatili ya da zor bir ilişkiyi hatırlayalım, herhangi bir tecrübe, bize en fazla acı ya da en fazla haz verdiği noktalardan ve nihayetinden alıyor aklımızdaki mezuniyet notunu. O noktalar arasında ne yaşadığımızın, ne kadar süreyle yaşadığımızın ve yaşadığımız şeyin bize verdiği hazzın ya da acının derece derece nasıl yükseldiğinin, yükselirken nerelerden geçtiğinin, yani “zirve” ya da “son” olmayan bütün o ara noktaların, inişlerin, çıkışların, durakların, platoların, yaşarken her şeyden daha önemli görünen bütün o mütereddit ve heveskâr, bedbaht ve çılgın, sancılı ve sakin anlarımızın, bütün direnen ve kabullenen, kasılan ve gevşeyen, kanayan ve gülen hallerimizin pek bir ehemmiyeti kalmıyor sonradan. “Hatırlayan benlik,” ziyadesiyle seçici bir benlik zira. “Hatırlayan benlik,” zirve ve sona odaklanırken, süreci ısrarla gözden kaçırmasıyla, “deneyimleyen benlik”ten apayrı bir yaratık.
“Bu çok tuhaf görünebilir ama” diyor Nobelli psikolog Daniel Kahneman, “ben hatırlayan benliğiyim kendimin ve deneyimleyen benlik, yani yaşama uğraşını benim için her an yerine getiren benlik, adeta bir yabancı kadar uzak bana.”
“Sistem Bir” ile “Sistem İki” arasında
Kahneman’ın –ve hepimizin– iki benliğine döneceğim, ama önce küçük bir sınavdan geçmeyi öneriyorum:
Genç bir kadın tahayyül edin. Gayet akıllı, bağımsız ve bekâr bir kadın. Adı Linda olsun. Şimdi Linda’nın öğrencilik yıllarındaki halini canlandırın aklınızda; ayrımcılığa ve sosyal adaletsizliğe tepki duyduğunu, bu haksızlıkların giderilmesi için aktif biçimde çalıştığını, eylemlere katıldığını düşünün. Bugün için aşağıdakilerden hangisi daha yüksek bir olasılık dersiniz?
Bir: Linda bir bankada veznedardır. İki: Linda bir bankada veznedardır ve feminist harekette aktiftir.
Doğru cevap, tabii ki birinci seçenek. Her olasılık sorusunda olduğu gibi, burada da, ilave niteliklerle daraltılan bir seçeneğin gerçekleşme şansı azalıyor zira. Herhangi bir “x” kişisinin veznedar olma olasılığı, o kişinin hem feminist hem veznedar olma olasılığından her zaman için daha yüksek.Ama Kahneman’dan öğreniyoruz ki, olasılık problemleri konusunda kapsamlı eğitim almış olan Stanford Üniversitesi İşletme Fakültesi Yüksek Lisans öğrencilerinin yüzde 85’i bile, Linda’nın “feminist bir veznedar” olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu söyleyerek, bu sınavda başarısız olmuş.
Niye? Çünkü çoğumuz böyle bir soruyla karşı karşıya kaldığımızda, bize ne sorulduğunu düşünmüyoruz bile. Olasılık hesabı yapmamızı gerektiren bir durumda, anlatının tutarlılığına, yani aslında görünüşe bakmakla yetiniyoruz. Linda’nın öğrencilik yıllarındaki aktivizmi, onu feminist yapmıştır diyoruz. Mantık yürütüyoruz ama sorunun özünü gözden kaçırdığımız için “irrasyonel” düşünüyoruz. Ya da Kahneman’ın deyişiyle “hızlı” düşünüyoruz, yani iki sistemimizden sadece birini işleterek düşünüyoruz.
1934 Tel Aviv doğumlu Kahneman, 2002’de Nobel Ekonomi Ödülü’nü almasından sonra yayımladığı ilk kitap olan ve bir bakıma, bilişsel (cognitive) ve hazsal (hedonic) psikoloji alanında yıllardır süren çalışmalarının özetini sunan kitabına Thinking, Fast and Slow (Düşünmek, Hızlı ve Yavaş) adını vermiş. Kahneman’a göre, insan beyni iki vitesli ya da iki sistemli bir araç gibi çalışıyor. Sistem 1 gayet hızlı işliyor ve içgüdülerden, izlenimlerden, çağrışımlardan, benzetmelerden, metaforlardan esinlenerek, hayatın karşımıza çıkardığı sorulara neredeyse “otomatik” cevaplar veriyor. İradi olarak yönlendirmediğimiz, doğrusu hiçbir zaman da düğmesine basıp kapatamadığımız bir şey bu Sistem 1; çoğu zaman doğru sonuçlara ulaştırıyor bizi ama bazen de, Linda probleminde olduğu gibi sınıfta bırakabiliyor. Ve hayatımız boyunca verdiğimiz cevapların, yaptığımız tercihlerin, aldığımız kararların büyük bölümünde Sistem 1’in imzası var.
Buna karşılık, Sistem 2 yani “yavaş” düşünen beynimiz genellikle tatlı bir uyku halinde; çalışması için önce dürrtüp uyandırmamız gerekiyor onu, yani irade gerekiyor, düğmesine bizzat basmamız gerekiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.