Başbakan Erdoğan dün partisinin Meclis grubunda konuşurken çok alkışlanan iki cümle söyledi: “Ben Kasımpaşalı Tayyip olmaktan şeref duyarım. Ve Kasımpaşa’dan çıkan, oranın bir evlâdı olarak tüm halkımın da bizi bu makamlara getirmesinden dolayı bir hizmetkâr olarak milletime hizmet duymaktan onur duyarım.”
Bilmiyorum, kendi marazına doğru teşhis koymaya en fazla yaklaştığı cümlelerin bunlar olduğunun farkında mıydı Erdoğan? Farkında olsa söyler miydi?
Başbakan, “ustalık” döneminde giderek daha fazla benimsemiş göründüğü üslûbuyla, bir Kasımpaşalı’dan ziyade bir Ankaralı’ya benziyor. Asıl sorun da bu zaten. Başbakan’ın zihnine musallat olan asıl maraz bu.
Bu öyle bir maraz ki, giderek “Kasımpaşa’nın evlâdı” olmaktan çıkarıp, “Ankara’nın sözcüsü” haline getiriyor Erdoğan’ı; politikasıyla, söylemiyle, zihniyetiyle giderek içinde “daha az halk, daha çok devlet” olan bir siyasetçiye dönüşüyor. Dönüştükçe eskiyor, eskidikçe kendinden önceki Ankaralılara benziyor, onlar gibi körleşiyor, koflaşıyor, kötüleşiyor.
Bir siyasetçi düşünün ki, halkı onu devleti yönetmesi ve yönetirken değiştirmesi için üç kez üst üste, hem de büyük bir teveccühle seçmiş; devletin hâkim zihniyetinin temel direği olan Anayasa’yı değiştirmek istediğinde sandıklar gürlemiş; Kürt meselesini çözme vaadinde bulunduğunda, hatta bunun için PKK ile müzakereye onay verdiği ortaya çıktığında oyları azalmamış, artmış.
Bir siyasetçi düşünün ki, halkı onu tam da “Kasımpaşalı” olduğu için, halkın içinden geldiği için, devletin sillesini yediği ve devlete kafa tuttuğu için, devleti değiştirmek gerektiğini söylediği ve bunu denediği için seviyor. Bir siyasetçi düşünün ki, başka devletlerin yöneticilerine “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye çıkıştığı ve “Kendi halkını katleden bir yönetimin meşruiyeti kalmaz; bırak git” çağrısı yaptığı zaman, kendi halkının da, o devletlerin zulmünü çeken halkların da baştacı oluyor.
Ve aynı siyasetçi, aynı Erdoğan, gün gelip kendi devletine ait jetler, kendi devletinin yanlış istihbaratıyla, yanlış hedefe kilitlenip, kendi halkını bombalayarak, çoğu çocuk yaşta otuz beş insanı öldürdüğünde “gık” diyemiyor; ne devletin sillesini yemiş bir halk çocuğundan, bir Kasımpaşalı’dan beklenecek “insanî” tepkiyi görebiliyoruz ondan ne de devleti değiştirecek, Kürt meselesini çözecek diye kendisine umut bağlanan bir siyasetçiden beklenecek “demokrat” tepkiyi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.