Bazen böyle olur, nereye baksanız aynı manzarayı görürsünüz. Bastığımız yere güvenmememiz gerektiğini bize defaatle hatırlatan tabiatın, dersini öğrenmemeye kararlı bir devletle her karşılaşması aynı isyanı tutuşturur içimizde… Öleceğini bilmeyen bir çocuğun hayretle açılmış gözlerine bakarken kahrolur, “neden” diye sorar durur ve sonra onun küçücük bedeni üzerine atılan toprak daha tazeyken, sorumuzun cevabını bilerek susarız. Bilmek yetmez çünkü; bilginin uygulamaya dönüşmesini sağlayacak siyaseti üretmek gerekir. Yapmayız. Yapamayız.
Koskoca bir diktatörü tek bir taş bile atmadan yıkan kalabalık, haftalar sonra muzaffer ve yorgun bir halde evine döndüğünde, adı çoktan evrensel bir simgeye dönüşmüş olan isyan meydanını süpürenler de “neden” sorusunun cevabını bilirler. Ama yıkılanın yerine neyin konacağına ilişkin vizyon ve o vizyonu hayata geçirmeye yönelik bir siyaset yoktur görünürde. İsyanın nedenini bilmek, istikbâli bekleyen boşluğu doldurmaz.
Wall Street’teki işgal eylemcilerinin “neye” ve “neden” itiraz ettikleri kimse için sır değilken, itiraz ettikleri sistemin yerine “neyi” ve “nasıl” koyacakları, herkes gibi eylemcilerin kendisi için de sırdır. Bu durum, mesela Bill Clinton’ın “Eylemcilerin bir şeye karşı olmaları yetmez, bir şeyden de yana olmaları gerekir, aksi takdirde yarattıkları boşluğu başkaları doldurur” demesine yol açtığında, Slavoj Zizek’in çıkıp, “Bu enerjinin somut pragmatik taleplere dönüşmesi için acele etmeyin” diye karşı koyması da, sonuçta aynı belirsizliğin altını çizmeye yarayan iki farklı sestir aslında. Elektriklerini her ne kadar iki ayrı kutuptan – sistem içi ve sistem karşıtı – alsalar ve neyin, nasıl değişmesi gerektiği konusunda asla uzlaşmasalar da, Clinton ile Zizek’in çıkışları, değişmesi gerekeni değiştiremeyen bir isyanın “nafile” kalacağının ortak kabulüne varacaktır elbet.
“Siyasetsiz” aktivizmin küresel örnekleri artarken, değiştirici bir siyasetin nasıl kurulabileceği sorusu, her şeyden önce “zihniyet” ve “ahlâk” üzerine düşünmeyi gerektiriyor bence. Van’daki unufak okul binasından Amerika’daki işsizliğe, Mübarek gibilerinin baskısından Somali’deki açlığa kadar mevcut düzenin çok farklı tezahürlerinin temelindeki olgu “eşitsizlik” zira.
Yazının devamını okumak için tıklayın.