Benim manşet önerim “Künde var, tuş yok” idi, ama yazıişlerindeki arkadaşlar daha önce “unvan maçı” olarak duyurduğumuz münazarada boks terminolojisine sadık kalmaktan yana çıktıkları için, “İlk maçta nakavt yok” demeye karar verdik.
AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’la CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun canlı yayındaki tartışmaları, Fırat’ın bir dizi suçlamayı yanıtlaması, ancak başta “İngiltere’ye hayalî ihracat” olmak üzere bir dizi iddiayı da yanıtsız bırakmasıyla sonuçlandı.
Şimdi bu “maçın” rövanşı yapılmalı; Fırat, Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu yeni belgeye, fıkradaki gibi “geçen yıl sapı kırılan balta” muamelesi yapmak yerine, kendisini “hayalî ihracat” ithamından tamamen temizlemenin yolunu aramalı.
***
Bence çok daha önemli olan ise, bu tür “maç”ların, bu tür yüzleşmelerin Meclis çatısı altında bundan sonra daha sık yapılması, yapılabilmesi.
Bunu samimiyetle diliyorum; ama Fırat’la, Kılıçdaroğlu’nu izlerken “ah, ne de medeniydiler, sonunda ne de güzel el sıkıştılar” gibi sıcacık, pembecik hislere kapıldığımdan değil.
Bunu diliyorum, zira Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın yaptığı “tartışmasınlar, yargıya gitsinler” çağrısına hâkim olan “aman, maraza çıkmasın” mantığına karşıyım.
Aksine, “maraza” çıkmasını, kavgayı, çatışmayı Meclis’e egemen olan atalete bin kez tercih etmemiz gerektiği kanısındayım.
Tıpkı son bir yılımıza damga vuran o anlamsız “uzlaşma” çağrıları gibi, Toptan’ın önerisinin de özünde gayrı-siyasi olduğuna; siyaset ve hatta demokrasi korkusunu içinde barındırdığına inanıyorum.
Son bir yılın gazetelerini karıştırın; bu korkunun tezahürü olan sayısız demeç bulacaksınız.
Demokrasinin “uzlaşma” değil, “çatışma” –ya da kendi manşet önerime uyarak, Chantal Mouffe’dan ödünç bir kavramla “güreşme” diyebilirim- rejimi olduğunu anlamak istemeyenlerin korkusudur bu...
Siyasetçilerin siyaset yapmasını adeta “ayıplayan” bir çekingenliktir.
Meclis’in birtürlü gerçek bir demokratik parlamento gibi çalışamaması biraz da bu çekingenlikten kaynaklanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.