1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:27
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Yasemin Çongar YA DA 26.09.2008
Yasemin Çongar
Parlamento dediğin yüzleşme yeridir
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir Yasemin Çongar - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir
Yasemin Çongar köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Benim manşet önerim “Künde var, tuş yok” idi, ama yazıişlerindeki arkadaşlar daha önce “unvan maçı” olarak duyurduğumuz münazarada boks terminolojisine sadık kalmaktan yana çıktıkları için, “İlk maçta nakavt yok” demeye karar verdik.

AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’la CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun canlı yayındaki tartışmaları, Fırat’ın bir dizi suçlamayı yanıtlaması, ancak başta “İngiltere’ye hayalî ihracat” olmak üzere bir dizi iddiayı da yanıtsız bırakmasıyla sonuçlandı.

Şimdi bu “maçın” rövanşı yapılmalı; Fırat, Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu yeni belgeye, fıkradaki gibi “geçen yıl sapı kırılan balta” muamelesi yapmak yerine, kendisini “hayalî ihracat” ithamından tamamen temizlemenin yolunu aramalı.

***

Bence çok daha önemli olan ise, bu tür “maç”ların, bu tür yüzleşmelerin Meclis çatısı altında bundan sonra daha sık yapılması, yapılabilmesi.

Bunu samimiyetle diliyorum; ama Fırat’la, Kılıçdaroğlu’nu izlerken “ah, ne de medeniydiler, sonunda ne de güzel el sıkıştılar” gibi sıcacık, pembecik hislere kapıldığımdan değil.

Bunu diliyorum, zira Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın yaptığı “tartışmasınlar, yargıya gitsinler” çağrısına hâkim olan “aman, maraza çıkmasın” mantığına karşıyım.

Aksine, “maraza” çıkmasını, kavgayı, çatışmayı Meclis’e egemen olan atalete bin kez tercih etmemiz gerektiği kanısındayım.

Tıpkı son bir yılımıza damga vuran o anlamsız “uzlaşma” çağrıları gibi, Toptan’ın önerisinin de özünde gayrı-siyasi olduğuna; siyaset ve hatta demokrasi korkusunu içinde barındırdığına inanıyorum.

Son bir yılın gazetelerini karıştırın; bu korkunun tezahürü olan sayısız demeç bulacaksınız.

Demokrasinin “uzlaşma” değil, “çatışma” –ya da kendi manşet önerime uyarak, Chantal Mouffe’dan ödünç bir kavramla “güreşme” diyebilirim- rejimi olduğunu anlamak istemeyenlerin korkusudur bu...

Siyasetçilerin siyaset yapmasını adeta “ayıplayan” bir çekingenliktir.

Meclis’in birtürlü gerçek bir demokratik parlamento gibi çalışamaması biraz da bu çekingenlikten kaynaklanıyor.

Milletvekillerinin, bireysel polemikleri kamuoyu önünde pek az yürüttüğü; Meclis Genel Kurulu’nun siyasetin ana forumu gibi çalışmadığı; Meclis komisyonlarının araştırma, soruşturma ve denetim işlevlerini kullanmakta isteksiz davrandığı bir rejimin adına “parlamenter demokrasi” denemeyeceğini bilip de haykırmayan herkes bu çekingenliğe hizmet ediyor.

***

Fırat-Kılıçdaroğlu münazarası dünkü gazetelerle haber sitelerinin hemen hepsinde “tarihî” ibaresiyle lanse ediliyordu.

Oysa demokratik rejimlerde, parlamenterler arasında buna benzer polemik ve yüzleşmeler yaşanması rutindir.

Daha önce gazetecilik yaptığım Londra ve Washington’da bana en çok keyif veren işlerden biri, bu rutini izlemekti.

Avam Kamarası’ndaki tartışmaların kıyasıya üslubu ve her Allahın günü, Başbakan’a parlamenterler önünde ter döktüren “Soru Zamanı” olmasa, Britanya demokrasisi bugünkü kadar kuvvetli olur muydu hiç?

Sanmıyorum.

“Lord’um veya asil Barones” hitaplarıyla başlayıp, her seferinde de, İngiliz aristokrasisinin geçkinliğini hatırlatarak insanı gülümseten tartışmalarındaki dobra, polemikçi, kapsayıcı özellik olmasa

Lordlar Kamarası bugün hala ciddiye alınabilir miydi?

Kaldı ki, Birleşik Krallık Parlamentosu’nda münazaralar, sadece iki Kamara’yla sınırlı kalmaz; ünlü Westminster Hall de sık sık gerek toplu, gerek ikili yüzleşmeler için kullanılır.

Benzer bir tartışma geleneği, Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu’nda da var...

Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkenin “demokratik” işleyişinin garantisi esasen Kongre’deki bu tartışmalar.

Zira, Amerikan Kongresi’nde tartışmak, hemen hiçbir zaman “tartışmak”la sınırlı bir faaliyet değil.

Ya da şöyle diyebilirim:

Amerikan Kongresi, işlevinin “yasama” ile sınırlı olmadığını,  “araştırma ve soruşturma” yetkilerini aktif biçimde kullanmasının hem bir hak hem bir sorumluluk olduğunu çok iyi kavramış bir parlamento...

Bu kavrayış, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin “Kongre’nin yasama yetkisinin ayrılmaz bir parçası olan soruşturma işlevi kapsamında celb gönderme hakkı vardır” diye özetleyebileceğim kararıyla birleştiğinde, gerek Hollywood filmlerinden, gerek haber bültenlerinden gayet iyi bildiğiniz tablo çıkıyor ortaya.

Bu, her düzeydeki yetkili ve etkili şahısların, Amerikan milletinin seçilmiş vekillerince sorgulanma tablosudur.

Temsilciler Meclisi ve Senato’nun komisyonları, bürokratları da işadamlarını da, bakanları da komutanları da önlerine çağırıp hemen her konuda hesap sorarlar ve bu oturumlar birçok televizyon kanalı tarafından canlı yayınlanır.

***

Kılıçdaroğlu-Fırat tartışmasından buralara geldim, zira dün Taraf yazıişleri olarak ekran karşısında tartışmayı izlerken “istisnai” bir şeye tanıklık ettiğimiz duygusu içimi burktu.

Toptan’ın, yargıda hükmü zaten verilmiş bir konuda topu yargıya atan anlamsız çağrısı; “siyasi hesaplaşmadansa mahkemeyi tercih edin” mesajındaki siyaset korkusu içimi burktu.

Sonra, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, siyasi destek görmemekten yakınmakta ne kadar haklı olduğunu düşündüm.

Sahi siz, gerçek bir demokratik rejimde, Ergenekon soruşturması gibi devasa bir olayın sadece yargıya terk edilebileceğine inanıyor musunuz?

Araştırma, soruşturma, denetim yetkisini kullanmaya kararlı bir Meclis’imiz olsa, çoktan bir Ergenekon İnceleme Komisyonu kurmaz mıydı?

Ya da, siz sanıyor musunuz ki, gerçek bir demokraside Dağlıca baskınına benzer bir fiyasko ve/veya komplo yaşanır da, o ülkenin parlamentosundaki Savunma ve İçişleri komisyonları, ilgili komutanlarla Genelkurmay Başkanı’nı seçilmiş vekiller önünde hesap vermeye çağırmaz?

Ya da, Deniz Feneri gibi, ucu üst düzey bürokratlara dokunan bir dava için parlamenter bir inceleme başlatılmaz mı sizce?

***

Fırat ve Kılıçdaroğlu, dünkü “tarihî” münazaralarını Meclis Basın Bürosu’nda, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı altında yaptılar.

Onları izlerken, milletçe bu ülkedeki rejime ne kadar “egemen” olduğumuzu sordum kendime.

İçim burkuldu.

 

Diğer Yasemin Çongar Makaleleri:
  1. Savaşın vakanüvisleri - 01.09.2010
  2. Gecename - 31.08.2010
  3. Çok eski yenilikler ve edebiyatın fikri sabiti - 28.08.2010
  4. Tek parti sultası - 25.08.2010
  5. İçimizdeki uçurumun serinliğine atlamak - 21.08.2010
  6. Taviz ver, silahtan kurtul - 21.08.2010
  7. Konuşa konuşa savaşı bitirdiler - 20.08.2010
  8. Savaşları bizimkine hem benzer hem benzemez - 19.08.2010
  9. Açe’den barış dersleri - 18.08.2010
  10. Barışabildiler, barışabiliriz... - 17.08.2010
  11. Devrimci hayaller ve derinlerdeki hakikat - 14.08.2010
  12. Açılım, ateşkes, barış - 13.08.2010
  13. Bu bir başlangıç - 11.08.2010
  14. İfratla tefrit arasında ip cambazları - 07.08.2010
  15. Yazarlığın iki hâli ve hırpalayan hakikat - 31.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Parlamento dediğin yüzleşme yeridir - Yasemin Çongar
03.09.2010 06:27:18