Coşku ve endişe...
Sesinde ikisini de işittim.
Dün saat bire gelirken, yani “en uzun gece” henüz başlamışken Silopi’den aradı Kurtuluş Tayiz.
“Barışın milâdına” tanıklık ettiğinin farkında olan bir gazetecinin heyecanı ve savaşın acılarını yıllarca yaşamış bir bölge çocuğunun endişesiyle konuşuyordu.
Neyse ki aklıselim ağır bastı; DTP lideri Ahmet Türk’le İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın gün ağarana dek sürdüğü anlaşılan telefon trafiği, o heyecanı boşa çıkarmayacak ve o endişeleri şimdilik yatıştıracak bir sonuç verdi.
Kurtuluş, Silopi’deki “en uzun gece”yi bugün sürmanşetimizde yer alan haberinde gayet ayrıntılı anlatıyor.
O haberdeki pazarlık ziyadesiyle önemli.
Zira o pazarlık, bunca yıldır akan kanı durdurmayı başarıp başaramayacağımızı belirleyebilecek temel mesele çevresinde dönüyor...
Bu, kazananı olmayan bir savaşı, kaybedeni olmayan bir barışla bitirip bitiremeyeceğimiz meselesidir. Bu memleketin bu meseleyi halletme biçimi, Bursa’daki muhacirle Tunceli’deki Zazanın, Yozgat’taki Türkle Van’daki Kürdün, savaşın bitmesini aynı istek ve samimiyetle isteyip istemeyeceğini de belirleyecek...
Nihayet, elimizi uzanıp tutabileceğimiz kadar yakınlaşan barışa, toplumca aynı istekle uzanıp uzanmayacağımız biraz da barıştan ne anladığımıza bağlı çünkü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.