EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR
Yasemin Çongar
Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
“İnsanlığın çatışma tarihinde hiçbir zaman, bu kadar çok kişi, bu kadar az kişiye, bu kadar çok şey borçlu olmamıştır.” Winston Churchill’in 20 Ağustos 1940’ta, Avam Kamarası’nda bu cümleyle yücelttiği Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiren gücü, sadece Londra’yı elli yedi gün aralıksız bombalayan Luftwaffe jetlerini İngiliz semalarından defederken ya da birkaç yıl sonra, yüz binlerce sivili öldürmek pahasına, Dresden ve Hamburg’a gökten ateş yağdırırken göstermemişti kendini. Dünyanın en eski askerî filosunun savaş görevlerinden biri de, Nazi işgali altında direnen Avrupalılara “cesaret ve umut” dağıtmaktı. İngiliz kargo uçakları, şafaktan önce havalanır, Manş’ı azami irtifada geçer, paketlerini Paris’in üzerinde bırakıp gün doğmadan üslerine geri dönerlerdi. Her bir paket bir paraşüte bağlıydı. Paraşütler bir süre sonra açılır, “cesaret ve umut” süzülerek inerdi yere.
O paketlerde, Londra’daki Siyasi Savaş İdaresi’nin yayımladığı edebiyat dergileri vardı. İşgal altında yaşayan Fransızların, dünya edebiyatındaki son gelişmeleri izleyebilmeleri, yeni hikâyeleri, denemeleri, şiirleri okuyabilmeleri için gereğinin yapılması talimatını vermişti Churchill. Derginin yayın müdürlüğünü, savaşta İngiliz gizli servisi MI6 hesabına çalışan ve deneyimlerini Korku Bakanlığı (Ministry of Fear) Havana’daki Adamımız (Our Man in Havana), Yıkılış (The Heart of the Matter) gibi romanları için biriktiren Graham Greene üstlenmişti.
Churchill, Fransız direnişçilerinin, edebiyatın vereceği cesarete ihtiyaçları olduğuna inanmıştı. Greene’e göre, edebiyat, savaş koşullarında silah kadar, erzak kadar, istihbarat kadar gerekliydi; insan hayatta kalmak için umuda da muhtaçtı zira ve insanı, insanlığın ufkuna bakmak kadar umutlandıran başka bir şey yoktu yeryüzünde.
Bir ihtiyaç olarak edebiyat
İngiliz yazar David Lodge’un New York Review of Books’un on beş yıl önceki bir sayısında yer alan “Graham Greene’in hayatları” başlıklı denemesini, o ufka bakmaya çalışarak okudum; David Shields’ın geçen hafta bu sütunda anlattığım Gerçeklik Açlığı: Bir Manifesto kitabındaki “roman öldü, hikâyeler tükendi” kehanetine karşı bir tür hızlandırılmış terapi niyetine... Shields’ın, kitabının başına aldığı “Emin olmadığımız zaman, hayattayız demektir” sözünün sahibiydi Greene ve edebiyatın sonunun geldiğinden gayet emin görünen bir manifestonun içine bile, bunca sağlam bir “umut” cümlesiyle sızabilen o muhteşem yazarın savaştaki son işinin bir derginin sayfalarına hikâyeler yerleştirmek olduğunu bilmek bana iyi geliyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.