"Atatürkçü Düşünce Sistemi” diye bir şey uydurdular biliyorsunuz... Harp okullarında, 1920’lerin ruhuna uygun, demokrasiye, özgürlüklere ve çoğulculuğa değil, “tek parti” zihniyetine bağlı bir ideolojik formatlama işleminden geçirilen Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, biraz da bu “ADS” sayesinde, değişen dünyanın ve toplumun dinamiklerini kavrayamayacak kadar dar kalıplar içinde, bilumum darbımesel gibi “Doktrin istemem, donar kalırız” sözü de kendisine mal edilen Mustafa Kemal’in zekâsına da bizatihi saygısızlık sayılabilecek bir sığlıkta düşünüp konuşmaya mahkûm edilmek isteniyorlar.
Bence Türkiye’nin asıl “mucize çocukları,” harp okullarında herşeye rağmen “format tutmayan,” hayat bilgisine, toplum bilgisine, dünya bilgisine ve bunları harmanlayan bir demokratik bilince sahip olmayı başarabilen subaylar... Öyle subaylar var ve sayıları artıyor. Ordu cenahında, kırılan kol mutlaka yen içinde kalmıyor ise artık, bunu, her şeyden önce, görev yaptıkları kurumun “muasır medeniyet seviyesine ulaşmasını,” gelişmiş demokratik ülkelerin ordusu düzeyinde bir ordu olmasını arzulayan o subaylara borçluyuz.
“Savaş, savaşanları birbirine benzetir” derler. Çeyrek asırdır savaşan PKK ile TSK’nın refleks ve söylemlerinin birbirini andırması, yine de şaşırtıyor beni. Kürtleri “makbul vatandaş” saymayan devletin ordusu ile “makbul” sayılmamaya isyan eden bir hareketin, birbirinin ideolojik “izdüşümü”ne dönüşmesinden daha acıklı bir ironi olabilir mi?
Ordunun ve orduyu Türkiye’nin gerçek iktidarı kabul edip, bunun böyle sürmesi için çalışan “sivil” kesimin ADS’si varsa, PKK’nın ve PKK’yı Kürt toplumu içinde “mutlak iktidar” kabul eden “sivil” kesimin de, artık adı “Apocu Düşünce Sistemi” midir nedir, ona benzer bir ideolojik formatlama sistemi var sanki ve bu sistem, adeta Kemalizmin tornasından geçmiş, 1920’lerin zihniyetine, “tek parti” sultasına tâbi Kürt emir subayları üretip duruyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.