* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil,
EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
Edebiyat âleminde seksek oynayan komik bir kadın o. Rus yazarlarına ilan-ı aşk ederken, Rus taklidi yapmayan kuvvetli bir yazar. Dilinin tatlı bir zehri var ve dur durak bilmez bir zekâsı... Ayakları yere sapasağlam basan cümleleri pekâlâ uçucu kılabiliyor. Mizahın, hayatın hüznünden doğduğunu, “edebiyatın eğlenceli olduğunu” hatırlatıyor size. Klasikler üzerine, ancak içi geçmiş bir dille yazılabileceğini sananlara nispet yapıyor sanki. Tolstoy’u, Puşkin’i, Dostoyevski’yi, Çehov’u, Babel’i anlayarak olgunlaşmış bir yazarın, küflü bir anlatımı bu yazarlara asla reva görmeyeceğini fısıldıyor satır aralarında. Okurken, onun erken olgunlaşmış kaleminin çıtırtılı tazeliğini seviyorsunuz.
Hayatlarımız arasındaki gizli geçitler Anton Çehov,
“Küçük Köpekli Kadın” adlı hikâyesinde, herkesin iki ayrı hayatı olduğunu anlatır. Bunlardan biri açık, görünen hayatımızdır; çalıştığımız, kurallara uyduğumuz, sorumluluklar üstlendiğimiz ve şakalar yaptığımız bir hayat. Diğeri, gözlerden uzak, gizlice akar. Ve kader, içinde saklandığımız bu ikinci hayata sızmanın bir yolunu mutlaka bulur, bizim için anlam taşıyan, gerçekten önemli olan, vazgeçemeyeceğimiz her ne varsa getirip bu gizli hayatın karanlık sularına bırakır.
Elif Batuman’ın ilk kitabını okurken, onun da Çehov’dan yola çıkarak değindiği çifte hayatlarımız üzerine çok düşündüm. Ve edebiyatın, görünür olandan kaçıp saklı olana kavuşmamızı kolaylaştıran bir gizli geçit gibi, bu iki hayatı birbirine bağladığı hissine kapıldım. Yüz, yüz elli yıl öncesinin Rusya’sına iki binlerin Amerika’sından bakan Batuman’ın, çağlar ve diyarlar arasında, sakin bir suda hiç zorlanmadan yüzercesine kayarak gidip gelmesinden değil sadece; yazıyla hayat arasındaki o kuvvetli bağı tıpkı anlattığı Rus ustalar gibi, kolayca kurabilmesinden de etkilendim sanırım.
Batuman’ın kitabı, Amerika’da Farrar, Straus & Giroux Yayınevi’nden çıktı:
The Possessed: Adventures with Russian Books and the People Who Read Them (Ecinniler: Rusça Kitaplar ve Onları Okuyanlarla Maceralar).
Sizi, adının vaat ettiği edebî serüvenin içine çekerken, bazen küreselleşmiş dünyanın küreselleşmemiş huylarını nazar-ı dikkatinize getiren bir seyahatnameye ya da kendisiyle dalga geçmeyi seven genç bir kadının iç monologlarıyla ilerleyen bir otobiyografiye de dönüşebiliyor kitap. Ama Batuman’ın çattığı pervaza dayanıp, önünüzde açılan pencereden ufka baktığınızda, orada hep aynı devleri görüyorsunuz.
Yasnaya Polyana’da delil peşinde... O devler arasında beni en çok etkileyen, Tolstoy. Kitabını, Dostoyevski’den ilhamla vaftiz etmiş olsa da, Batuman’ın da Tolstoy’a özel bir düşkünlüğü var sanki. Kitaptaki en eğlenceli ve en sağlam denemelerden biri, Tolstoy’un bir cinayete kurban gitmiş olabileceği şüphesini satır satır büyütürken, hayatından da az bilinen kesitler sunuyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.