Murat Bardakçı dünkü yazısında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile yaptıkları söyleşiden bahsederken, “Beş saate yakın görüşmeyle, Karargâh’ta en uzun kalan gazeteci olma rekoru kırdık” diyordu...
Habertürk ekibini bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, nice rekorlar diliyorum. Ama ne yazık ki, Başbuğ’un
Habertürk’ün sorularına verdiği cevaplarda, gerek ton, gerekse içerik itibariyle tebriki vacip kılan bir yön göremedim ben.
Aksine Başbuğ’un, gündemdeki askerî belge ve olaylar konusunda toplumun kafasındaki soru işaretlerini arttıran bir savunma stratejisi ile bu belge ve olayların üzerine gidenleri karalama amaçlı bir saldırı stratejisinden medet umduğu izlenimini edindim.
Habertürk’teki söyleşinin ilk bölümünden geriye, herhalde Başbuğ’un hedeflemediği, hatta belki de hak etmediği ama bu ikili stratejinin kaçınılmaz bir sonucu olarak temayüz eden, “samimiyetsiz ve hırçın bir komutan” imajı kaldı bende.
Mesela, Koç Müzesi’ndeki denizaltıda bulunan patlayıcılar konusunda, demagojinin kıyısında geziniyor Başbuğ: Önce
Habertürk’ün sorusu üzerine, bu patlayıcıların menşeini ve denizaltıya kim tarafından konduğunu bilmediklerini itiraf ediyor; sonra, “Kuvvetle muhtemel ki bunlar zaten denizaltıda bulunan patlayıcılar” deyip işin içinden çıkıyor.
Şöyle diyemiyor: “Araştırdık, bu tip denizaltıların hepsinde bu tür patlayıcılar, tam da bunların bulunduğu yerde saklanır.” Madem denizaltıdaki patlayıcıları “masum” gösterme çabasında, o zaman bu araştırmayı çoktan yaptırmış olması ve sonucunu söylemesi gerekmez mi?
Kaldı ki, bu patlayıcıların dönemin Kuzey Deniz Saha Komutanı Feyyaz Öğütçü’nün emriyle adli makamlara haber verilmeksizin imha edilmiş olması en iyi ihtimalle, Başbuğ’un da dürüstçe itiraf ettiği gibi bir “hata”, hatta belki de “delil karartmaca,” yani “suç.” Ama Başbuğ, bu “hata”yı neden sorgulamadıklarını açıklamıyor; Deniz Kuvvetleri’nin “denizaltıda patlayıcı soruşturmasını” gerektiği gibi yürütmemiş olmasının hesabını ilgili komutanlara sormadığı ve bu hesabı kamuoyuna vermediği gerçeğini es geçiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.