Güler yüzlü, güzel gözlü iki kadın.
Biri 45 yaşına yeni bastı, diğeri 44’ünde.
Önümüzdeki ay buluşacaklar.
Çaylarını yudumlarken eşlerinden, çocuklarından, sorumluluklarından konuşacaklar muhtemelen.
Daha genç ve akça pakça olanı, “Eşinizin görevi nedeniyle, mesleğinize ara vermek zor olmadı mı” diye soracak belki.
Daha ince, daha uzun, daha esmer olanı benzer bir soruyla karşılık veremeyecek.
Diplomatların kendisi için hazırladığı Türkiye dosyasını hatmetmiş olacak zira.
Ev sahibesinin, bundan 11 yıl önce üniversiteyi kazandığını ama başörtüsü nedeniyle kaydını yaptıramadığını bilecek.
Ve muhtemelen, muadili hakkında edindiği bu bilgi vesilesiyle, kendi ülkesindeki ayrımcılık yasalarının, o henüz dört yaşında bir çocukken iptal edilmiş olmasına bir kez daha şükredecek.
1964’te Chicago’nun, o zamanlar sadece siyahların yaşadığı güney mahallelerinde dünyaya gelen siyahi bir kız çocuğunun Princeton’da sosyoloji okuyup ardından Harvard’dan Hukuk Doktoru olarak diploma almasının, eğitimde ırka dayalı ayrımcılığın 1968’de resmen noktalanmasıyla mümkün olduğunu bir kez daha düşünecek.
Ve herhalde, hayata gözlerini 1965’te İstanbul’da açan ev sahibesinin yüksek öğrenim hakkını engelleyen ayrımcı uygulamanın tez zamanda sona ermesini dileyecek içinden...
* * *
Hayrünnisa Gül ile Michelle Obama, nisan başında buluştuklarında ne konuşacaklar bilmiyorum.
Ama Michelle Obama’nın Türkiye’ye gelirken okuyacağı dosyada, İslam âleminin demokrasiye en yakın ve kâğıt üstünde en laik, gerçek anlamda laiklikten ise alabildiğine uzak bu güzel ülkesinde, başörtülü kadınlara yapılan ayrımcılıkla ilgili notların da yer alacağından eminim.
* * *
Başkan Barack Obama’nın okyanus aşırı ilk dış gezisine Ankara-İstanbul duraklarını da katması, yeni Amerikan yönetiminin Türkiye’ye büyük önem atfettiğini yansıtıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.