Saddam Hüseyin’i deviren Amerikan işgali dokuz yıl sonra resmen sona erdi ama geride kalan ülkenin bütünlüğünü koruması zor görünüyor. Bağdat’ta yayımlanan El Sabah gazetesi, Amerikan askerlerinin ülkeden çıkışını anlatan karikatüründe durumu iyi özetlemiş: Önde, üniformaları içinde iki Amerikan askeri yürüyor; arka planda kalan Irak’ın üç önemli siyasetçisi, ülkeyi çekiştirip dururken, askerlerden biri diğerine, “Onları barış ve huzur içinde bıraktık” diyor.
Barış ve huzur bir yana, bugün Irak’ta, meşruiyeti genel kabul gören ortak bir devlet yapısından söz etmenin bile güç olduğu söylenebilir. Son bir haftadır devam eden kavgada sarfedilen sözlere ve o sözlerin sahiplerine bakınca, “Irak’ı yönetenlerin Irak’a güvenmediği” sonucunu çıkarmamak imkânsız. Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakanı Şii Arap, Meclis Başkanı Sünni Arap olan Irak’ta, bu görev bölüşümünün verdiği “uyum” görüntüsü, en karamsar tahminlerden bile daha hızlı çöktü; işgalin 15 aralıkta resmen bitmesiyle birlikte temayüz eden kavga, “Irak’ın ortak bir geleceği var mı” sorusunu, herkesin kafasının gerisindeki yerinden alıp, gündemin tepesine taşıdı.
Amerikan askerlerinin Irak’tan çıkmasından 24 saat sonra, Şii Başbakan Maliki Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi hakkında, “ölüm mangaları besleyip, bir intihar saldırısını finanse etmekten” tutuklama kararı çıkarttı. Haşimi kaçıp, Kürt Cumhurbaşkanı Talabani’ye sığındı. Talabani başında durduğu devletin adaleti hakkında, “Haşimi mahkemeye çıkmayı ancak davanın adil olacağı konusunda yeterli güvence verilirse kabul eder” diye açıklama yaptı. Haşimi de, ülkenin başbakanı için “Saddam Hüseyin’den beter bir diktatör” dedi ve AFP ’nin “Yargılanmak üzere Bağdat’a dönecek misiniz” sorusuna net cevap verdi: “Tabii ki hayır!”
Bu arada, Sünni Başbakan Yardımcısı ve Haşimi gibi Irakiya İttifakı üyesi olan Mutlak da, Başbakan Maliki tarafından “terörizm” ile suçlanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.