***
Uluslararası sularda, İsrail ordusunun müdahalesine uğrayan ve yolcularından dokuzu bu esnada İsrail askerlerince öldürülen Mavi Marmara yardım gemisinde yaşananlar konusunda gazeteci Ayşe Sarıoğlu ile yaptığımız söyleşiye dün kaldığımız yerden devam ediyoruz:
» Aşdod Limanı’na vardığınızda gemiden nasıl indirdiler sizi?
Gemiden ilk inenlerden biri bendim. En önde oturuyordum çünkü. Askerler bir koridor oluşturmuşlardı. Aralarından geçtik. Her aşamada fotoğrafımızı çektiler. Birçok açıdan resim çekildi. İnince, iki genç kız iki yanımdan tuttu. İkisi de askerdi, çünkü sordum; “18 yaşındayım askerliğimi yapıyorum” dedi. O kızlar her yerimi aradılar. Ağzıma baktılar, ağzımda sakız vardı. İç çamaşırlarımın içine dışına, elle, metal detektörlerle her yerime baktılar. Sonra bana “Tişörtünü çıkar” dedi. Tabii, oraya İsrail basını da gelmişti. Fotoğrafımı çekiyorlardı. İçimde bir atlet vardı. Mecburen tişörtü de çıkardım. Sonra pantolonumu indirtmek üzere kabine götürdüler.
» Sonra ne oldu?
Pantolonumu indirdim. Detektörle aradı bedenimi. Çoraplarımı çıkardım. Ayak parmaklarımın arasına baktılar. Tabanlarıma baktılar. Ondan sonra ifademizi almaya geçtiler.
» Bütün bunlar Aşdod Limanı’nda mı oluyor?
Hangar gibi bir yer kurmuşlardı oraya. Sahra çadırları vardı. Tesis gibi bir yer kurmuşlardı bizim için.
» Sorgu nasıl geçti? Ne sordular?
Sorgumda çok iyi Türkçe bilen, sizin, benim gibi konuşan birisi vardı. İbranicesi o kadar iyi değildi, tutuk konuştuğu anlaşılıyordu. Hatta ben ona “Herhalde İstanbul Yahudisisin” dedim. Cevap vermedi. Ama eminim öyleydi. O, tercümanlık yaptı. Sorgumu sivil giyimli bir kadın ile polis üniformalı bir erkek yürüttü. Kadın iyiydi, erkek çok kabaydı. Son derece alaycı, terbiyesizdi. Dilini çıkartıyordu. Bana “idiot” dedi. “Nasılsınız” diye sordular. “Bütün gün hiçbir şey yemedim. Sinirlerim çok bozuk” dedim. Adam güldü, “Vah, yemek yiyememiş” diye dalga geçti benimle.
» Sinirin büsbütün bozulmuş olmalı... Baskın sırasında ve cezaevine götürülürken hiç ağladın mı?
Sadece Cevdet Bey’in (gazeteci Cevdet Kılıçlar) alnından vurulduğunu görünce ağladım.
» Cevdet Bey’in öldürüldüğünü tam ne zaman gördün?
Gemide, askerler beni almadan önce görmüştüm.
» Sorguda ne sordular?
“Askerî olarak kapalı bir bölgeye izinsiz olarak giriş yaptığınızı biliyor musunuz” diye sordular. “Hayır, yapmadım, uluslararası sulardaydım” dedim. “10 mildeydiniz yakalandığınızda” dedi. “Hayır, değildim” dedim. Yetmiş-seksen mil civarında bir yerde olduğumuzu biliyordum. Ondan sonra “Gazze’nin girişe kapalı olduğunu bilmiyor muydunuz” dedi. “Evet, biliyorum” deyince, “O zaman niye geldiniz” diye sordu. Dedim ki, “Gelmeyi ben seçmedim. Gazeteciyim, işim gereği geldim.” O zaman da “İsrail’e niye izinsiz geldiniz” dedi. “İsrail’e ben gelmedim, İsrail’e kaçırıldım. Zorla getirildim. Bana sorsanız gelmezdim.” Benim onlarla ideoloji tartışmaya niyetim olmadığını, bir düşüncem olmadığını, sadece işimi yaptığımı anlattım. “Gazeteci olmanız fark etmez, bir kuralı çiğnediniz” dedi.
» Bir şey imzalattılar mı sana?
Tutanak tutuldu. Bir şeyler yazıldı. İmzalamam istendi.
» Türkçe mi?
Hayır, İbranice. İmzalamadım. Hiçbir şey anlamıyorum. “Anlamadığım bir metnin altına imza atamam” dedim. Onun üzerine bana bir İngilizce, bir Türkçe iki kâğıt gösterdiler. “İşte burada bu yazıyor” dediler. “Peki, bunun bu olduğunu nereden bileceğim?” “Bizim tercümanımız var” dedi. Ben de “Hayır, o zaman kendi büyükelçiliğimden tercüman istiyorum” dedim, “size güvenmiyorum.” Onlar da, imzalasam da imzalamasam da bir şeyin değişmeyeceğini, her durumda sınırdışı edileceğimi söylediler.
» Türkçesinde ne yazıyordu metnin?
“Kuralları ihlal ederek geldiniz. Bilmem kaçıncı yasa maddesine göre sınırdışı edileceksiniz.”
» Sen imzalamayınca ne oldu?
“Fark etmez” deyip doktor muayenesine götürdüler. Tansiyonuma baktı, “iyisin” dedi. Sorular sordu, alerjilerimi söyledim. Sonra biyometrik fotoğraflarım çekildi. Parmak izlerim alındı. Her yerde defalarca, daha önce İsrail’e gelip gelmediğim soruldu. “Hayır” dedikçe askerler, “arkadaşım seni görmüş ama” diye dalga geçiyorlardı. Bana dil çıkarıyorlardı, ayaklarıma tükürüyorlardı. İnanamadım. O kadar insanlık dışı, o kadar çocukça, o kadar saçma geldi ki. Dil çıkartmak, tükürmek, tuhaf sesler çıkartmak, sataşmak. Ve sürekli her yere kolunuzdan tutularak götürülmek. Nereye kaçacaktım ki?
» Cezaevine gönderileceğini ne zaman söylediler sana?
Sorgumdan sonra. “Birkaç gün hapiste kalınca bu kâğıdı imzalarsın” dediler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.