Türkiye’de işsizliğin özü
İşsizlik rakamları şaşırtıcı değil. Yapısal sorunlara küresel krizin etkisi de eklenince sonuç bu oluyor. Ama işsizliğin önümüzdeki iki çeyrekte de artacağını söylemek kehanet değil.

Genç işsiz sayısının da geometrik olarak artması yalnız güncel krizin sonucu olarak gelişmiyor. İşsizlik sorunu hem küresel bir sorun hem de Türkiye gibi ülkelerdeki yapısal sorunlardan ve değişimlerden kaynaklanıyor.

Örneğin Türkiye’deki işsizlik sorunu çok boyutlu bir sorun. Bu sorunun en önemli boyutu tabii ki genç işsizler. Genç işsizlik maalesef giderek artacak. Çünkü tarımdaki çözülme ve kırsal kesimdeki eğitim sorunu genç işsizlerini sayısını çok hızlı olarak artırıyor. Bu çerçevede Kürt sorunu da, aynı zamanda, bir işsizlik ve genç işsizler sorunudur.

Ekonomilerin küreselleşmesine bağlı olarak işgücünün de hem fizikî olarak hem de nitelik ve ücret eşitliği olarak “küreselleşmesi” Türkiye gibi ülkelerde işsizlik sorununu çok farklı sosyal ve siyasal zeminlere kaydırıyor.

Türkiye sanıldığının aksine işgücü bol bir ülke değil artık. Çünkü geleneksel karşılaştırmalı üstünlükler kuramı artık geçerli değil. Dış ticaretin özü olan bu kuram gelişmiş ve gelişmemiş ülke ayrımına ve karşılaştırmasına dayanırdı. Ancak Çin başta olmak üzere Asya’nın son otuz yıldaki gelişimi, gelişmekte olan ülkelerin de birbiriyle olan ticaretini ve faktör donanımlarını sürece dâhil etmiştir. Buna göre Türkiye Avrupa ölçeğinde değerlendirildiğinde işgücü bol bir ekonomi sayılabilir. Ama dünya ölçeğinde örneğin Çin’le karşılaştırıldığında işgücü kıt bir ülkeyiz. Bunun etkisi dış ticaretin serbestleştiği ortamda işgücü bol ve ucuz ülkeden az ve pahalı olan ülkelere ucuz mal akımı şeklinde oluyor ve bunun sonucu da ucuz mal akımına maruz kalan ülkelerde niteliksiz emeğin işsiz kalmasıdır. Eğer Türkiye’de eğitim sistemi küresel piyasalara yanıt verecek nitelikli işgücünü üretemezse işsizlik bu ülke için yalnızca bir kriz sorunu olmayacaktır.

Neoklasik iktisat kuramı, ticaretin serbestleşmesinin, gelişmekte olan ülkelerde becerisiz işgücünün getirisini artırarak ücret dağılımında eşitlik yönünde bir etki yapacağını savunur. Bu olgu bu ülkelere yabancı sermayenin girmeye başladığı ve yeniden yapılandığı ilk yıllarda geçerli olabilir. Nitekim veriler de bunu doğrulamaktadır. Ancak orta ve uzun vadede bu ülkelerin eğitim sistemleri nitelikli emek üretmediği için işsizlik artacak ve artan yedek işçi ordusu ücretleri aşağıya çekecektir. Bu ülkelerde ücretler hem verimlilik artışlarıyla hem de enflasyona bağlı olarak erimektedir. Bunun en büyük nedeni de Türkiye’nin nitelikli ve küresel emek piyasalarının talebi olan emeği üretememesidir. Şimdi Türkiye’de olan aynen budur. Sonuçta Türkiye istihdam yaratmaktadır; nitekim geçen yılın kasım ayı verilerine göre istihdam edilenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 448 bin kişi artmıştır. Ama yaratılan istihdam, kalıcı ve artan nüfusa yanıt verecek nitelikte değildir. Çalışma çağındaki gençlerin ve kırdan gelenlerin iş talebi, yaratılan istihdamın çok üzerindedir. Şimdi herkes kabul etmelidir ki, yaşadığımız krizin şu andaki işsizlik artışına etkisi sınırlı ve geçicidir. İşsizliğin özü Türkiye’nin seksen yıldır biriktirdiği sorunlarda yatmaktadır.

Türkiye ilkönce Avrupa pazarının talep edeceği nitelikli emeği üretmek zorundadır. İçerisine üniversite reformunu da alan çok köklü bir eğitim reformunun ne denli gerekli olduğunu bugün işsiz olan her dört gençten biri gösteriyor zaten. İşsizliğin ikinci yaratıcı dinamiği de tabii tarımdır.

Türkiye’de işletme başına ortalama toprak büyüklüğü yaklaşık 93 dekar olarak hesaplanıyor. Bu ölçekte, bugün giderek küreselleşen tarımsal ürünler pazarında, çiftçiye ne destek verirseniz verin, rekabet edemez. Nitekim bu yüzden kırsal kesimde geleneksel aile işletmeciliği ve yaşamı hızla çözülmektedir. Bu yalnız işsizliği değil, birçok sosyal sorunun ve yoksulluğun da kaynağıdır.

GAP bölgesinde tarımın büyüme hızı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Burada işsizliğin azaltılması için tarımı var olan haliyle büyütmek yeterli olmayacaktır. İşsizliği azaltmak için tarımsal yapıyı, işletme verimliliğini ve büyüklüğünü, toprak dağılımını değiştirmek ve sanayi yatırımlarını artırmak gerekir ki bütün bunlar için yalnız GAP’la sınırlı değil, çok yönlü sosyal politik değişim iklimi gerekir.

Bölgedeki toprak mülkiyeti ve buna bağlı işletme büyüklükleri radikal değişime uğramalıdır.

Bütün bunlardan şu sonuç ortaya çıkıyor ki; işsizliğin kaynağı dışarıdaki küresel krizden ziyade Türkiye’nin içindedir. Türkiye, demokratikleştikçe işsizliği çözecektir. Çünkü ideolojik bir eğitim yerine, bilimsel gerçeklerle örtüşen dolayısıyla, dünyanın her yerinde iş bulabilecek kalitede insanlar yetiştiren bir eğitim sistemi ancak demokratik bir toplumun başarabileceği bir şey olabilir.

Öte yandan doğunun makûs talihini yenmek işsizliği yenmek anlamına gelir. Bu da –ancak- oradaki militarist-anti-demokratik yapının çözülmesiyle olacaktır.