Eşcinseller ve türbanlılar

Türkiye’de birbirine zıt gibi görünen ama aslında birbirlerine çok yakın duran iki toplumsal grup var: eşcinseller ve türbanlılar...


Bu iki grup arasında sistematik bir dayanışma yok. Yakın durmalarının sebebi ise sadece başkalarının onlara yaklaşımındaki benzerlik... Çünkü her iki grup da ne çekiyorsa aynı mantaliteden çekiyor...


Türban bir tercih
; giyenler kendini daha iyi daha mutlu daha doğru daha Müslüman hissediyor olabilirler... Dolayısıyla başkalarının onların bu seçimini tartışmaya, tartmaya, iyi veya kötü olduğu yönünde ipuçları aramaya hakkı yok. Çünkü örtünmek tümüyle kişinin kendisiyle ilgili bir mesele. Bize düşen ise kişilerin bu tercihine burnumuzu sokmamak ve kabul etmek...


Ancak Türkiye’de bu konuda yapılmaması gereken ne varsa hepsi yapıldı: Hatta türban, oylanması gereken bir olgu olarak bile görüldü. Kadınların devlet dairelerinde, okullarda, Meclis’te türbanlarıyla var olmaları ciddi bir tabuydu ve bu tabu hâlâ da yıkılmış değil. Mevcut yasal engellerin kaldırılması için birilerinin toplu olarak onay vermeleri gerekiyor... Oysa tercihler ne onaylanabilir ne de oylanabilir...


Eşcinsellik ise bir yönelim...
Dolayısıyla tercihlerde olduğu gibi yönelimde de o insanların bu farklılığını tartışmaya, tartmaya, iyi veya kötü olduğu yönünde ipuçları aramaya başkalarının hakkı yok. Kimseyi ırkı ve rengi nedeniyle tartışmaya ve reddetmeye hakkımız olmadığı gibi eşcinselleri de tartışmak değil kabul etmek zorundayız.


Ancak türbanlılara nasıl bakılıyor ve nasıl davranılıyorsa eşcinsellere de aynı şekilde bakılıyor ve davranılıyor. Onlar da kendi kimlikleriyle, oldukları gibi kamusal alanın her miliminde var olmak istiyorlar ama buna engeller çıkarılıyor; tıpkı türbanlılara çıkarıldığı gibi...


Eşcinseller şimdi yeni yazılan anayasada yer almak istiyorlar. Onlar da yasalar tarafından tanınmak, ve diğer vatandaşlarla eşit olduklarını anayasal olarak garanti altına almak istiyorlar... Hatta Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda bu konuda medeni adımlar atılıyor. Örneğin AK Parti ve MHP’nin karşı çıkışı nedeniyle, ‘Eşitlik’ maddesinde “cinsel yönelim” ifadesi kullanılamadı ama maddenin gerekçesinde kullanıldı. Bu şu demek; eşcinseller anayasaya girdi, kabul gördü...


Henüz yolun başındayken, yeni anayasadan daha fazlasını koparmak ise eşcinsellerin kendi elinde... Daha fazla gayret göstermeliler...

 


***

 


Turistlerin karşılaştırma huyu


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)-
Başka milletler n’apıyor pek bilmiyorum ama New York’u ziyaret eden Türklerin galiba artık genelleyebileceğim bir huyu var: Sanki New York’u İstanbul’la karşılaştırmak ve buranın hiç de öyle söylendiği kadar olmadığını tesbit etmek üzere gelmiş gibi iniyorlar uçaktan. “A bu bizde de var” ya da “bu muymuş?” dillerinden düşmüyor. Karşılaştırmalı turizm yapıyorlar. Bunları ağırlayan, buraya yerleşmiş ve içini sürekli “acaba yanlış mı yaptım memleketi bırakıp buralara gelmekle?” kurdu kemiren kişiler de “ama bak, şunu sizin orda bulamazsın” tribine giriyorlar. Zorlanır gibi olduklarında da “burada sucuk da var pastırma da, isterseniz lâhmacuna bile gidebiliriz” savunması başlıyor. Sanki birisinin amacı memlekette kalmış olmasının, ötekininki de çıkmış olmasının isabetliliğini kanıtlamak.


Ben bu konuda epeyce bir vurdumduymaz oldum. Bir durum hariç: Metroya indirdiğimde “bu ne döküntü, pis, gürültülü bir şey, İstanbul’a gelsinler de metro görsünler” lâfını duyunca cinimi kontrol edemiyorum.


Müstakbel New York ziyaretçilerinin bilgisine: Bu şehrin metrosunun yapımına 110 (yüz on) yıl önce başlanmış. Yani, bu kadar tünel, kazma kürekle ve bir yığın adamın kanıyla, canıyla açılmış. Arada bir orası burası restore olur ama ana iskelet hâlâ 1930’lara kadar yapılmış olandır. 468 adet istasyon bulunmaktadır. New York şehri metrosundaki rayları alıp uç uca koyarsanız İstanbul’dan Ankara’ya kadar gider, geri gelir, Edirne doğrultusunda biraz daha devam edebilirsiniz. Toplam ray uzunluğu 1,055 kilometredir. 6,300 adet vagon hafta içi bir günde ortalama 5,4 milyon kişi, yılda 1,7 milyar kişi taşır. Bu nedenlerden de trenler biraz hoplaya zıplaya gider, gürültülüdür, istasyonlar kokar, dikkatli bakarsanız rayların arasında takılan, kendine güveni tam, New Yorklu lağım fareleri de görürsünüz. Yani, olacak o kadar demek istiyorum. Yine de, metro son yirmi yılda o kadar çok tamir ve temizlik gördü ki, eski hâlini bilenlere artık İstanbul metrosu gibi görünüyor.
www.isteyenokusun.com.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis