Başörtüsü yasağı sadece uygulamada çözülemez

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, önceki açıklamalarından daha net bir şekilde başörtüsü yasağına YÖK’ün karşı duruşunun altını çizerek “Artık üniversitelerimizde başörtüsü diye bir problem yok. Başörtüsü konusunda herkes uzlaşmacı bir noktaya geldi. Artık üniversitelerimizde bu sıkıntı konuşulmayacak” demiş. YÖK’ün başörtülü öğrencilerin dersten çıkarılmaması hakkında İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği talimat en fazla “Mevzuata uyun” anlamına gelirken, Özcan’ın son açıklaması “Başörtüsü yasağını uygulamadan kaldırın” anlamına geliyor. YÖK’ün duruşu olumlu ve cesaretlendirici ancak çözüm için yeterli olduğundan emin değilim.


Başörtüsü yasağı sıklıkla söylendiği gibi ne Anayasa’da ne de mevzuatta yeri olan bir uygulama. Elde sadece Anayasa Mahkemesi’nin laikliği, AİHM’nin de Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısını “aşırı yorum”a tabi tutarak aldığı kararlar var. Ancak işin can alıcı yanı bu kararların hem evrensel hem de yerel hukuka aykırı olması. Bu sebepten ötürü yasal zemini olmayan ama “de facto” olarak var olan bir yasaktan söz ediyoruz.


Yasak sadece uygulayıcılar eliyle var olduğu için üniversiteye giden başörtülü öğrencilere âdeta bir açık hava hapishanesinin rehineleriymiş gibi davranılmasına sebep oluyor. Devlete sırtını dayamaya alışmış ve kendini “düzen bekçisi” sanan güvenlik görevlileri, öğretim üyeleri ve üniversite yönetimleri için Özcan’ın son açıklaması yeterli olmalı. Ancak, eğitim hakkı gibi en temel haklardan birisini yıllardır gasp eden bu yasak “de facto” olarak var olsa bile, ilerde tekrar karşılaşılmaması için “de jure” olarak yani kanunen çözülmek zorunda.


Hükümetin başörtüsü meselesiyle direkt bağlantılı bir yasa önerisinde bulunmasıysa bazı kesimler tarafından “tuzak” olarak algılanıyor zira bunun 2008 yılında olduğu gibi sivil anayasa çalışmalarına sekte vuracağı kaygısı hissediliyor. Yani daha önce ‘laikçi’ kaygılar tarafından engellenen başörtülü öğrencilerin eğitim hakkı, şimdi ironik bir biçimde bizzat yasak karşıtı demokratların kaygıları tarafından da engelleniyor.


Bu ikilemi aşmak için hükümete “ayrımcılığa karşı yasa” hazırlamasını öneriyorum. AB üyesi pek çok ülkede mevcut olan bu türden bir düzenlemeyle vatandaşların hayat tarzlarından dinî inançlarına, etnisitelerinden cinsiyetlerine, sebebi her ne olursa olsun, bireyin haklarının devlet tarafından koruma altında olduğunu garantileyen bir yasa tasarısının çözüme uzun vadede katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Böylesi bir düzenleme hem başörtüsü yasağının gayrı hukukiliğini tartışmasız sona erdirir hem de tüm bu sığ “mahalle baskısı” tartışmalarını da dindirmeye yarar kanaatindeyim. Çözümde kilit rol oynayan CHP ahalisini ikna etmek için korkularının devlet tarafından tanınıyor olması ve bu korkuların gerçekleşmesi olasılığı karşısında devletin baskı gören vatandaşının yanında yer alacağı teminatı yatıştırıcı bir etki yaratabilir.


Hükümet yeni anayasa arayışındaki halkın çeşitli taleplerini karşılamaya da bu yasa eliyle yol açacaktır. Cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, etnik köken, felsefi ve siyasi görüş, yaşam tarzı, sosyal statü, medeni hal, sağlık durumu, engellilik, yaş ve benzeri temellere dayalı ayrımcılığın yasaklanmasını içeren bir yasa tasarısı Alevilerden Kürtlere, gayrımüslimlerden Müslümanlara İttihatçı devlet anlayışından nasibini almış toplumsal muhalefet gruplarını bütüncül bir biçimde koruma altına alacak ve yeni anayasa çalışmalarının ufkunu çizen girizgâh niteliğinde bir değeri olacaktır.

 


Yasakçıları deşifre ediyorum


“Üniversitede sivil direniş rehberi” yazım bayağı ses getirdi. Yasağın hukuki olmadığını kanıtlaması bakımından kısa vadede bu mücadelenin çok olumlu sonuçlar doğurduğunu düşünüyorum. Zaten anti-kapitalist öğrenciler gibi yasak karşıtı öğrencilerle desteklenen direnişler üniversitelerdeki yasakların tek tek kaldırılmasına vesile oldu. Ancak YÖK Başkanımız yasağın kalktığını biraz erken ilan etmiş olsa gerek. Zira her gün Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden yasağın ya tüm üniversitede ya da bazı bölümlerde devam ettiğine dair e-mailler almaya devam ediyorum. Örneğin Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde, İstanbul Üniversitesi Çapa kampusunda, Ankara ve Trakya Üniversitesi’nin tümünde, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, vakıf üniversitelerinin hemen hepsinde başörtüsü serbest olmasına rağmen Yeditepe Üniversitesi’nin tümünde yasak devam ediyor. Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nde, İTÜ Mimarlık Bölümü ve Marmara Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü’nde de başörtülü öğrencilerin bazı tacizkâr davranışlara maruz kaldığına dair haberler aldım. Kimse mezkûr deşifreyi üniversite yönetimlerini hedef göstermek için yazdığım gibi bir tezvirata kalkışmasın. Bana yazan başörtülü öğrenciler başlarına gelebileceklerden o denli korkuyorlar ki sanki suçlularmış gibi isimlerinin en fazla baş harflerinin yazılmasına razı oluyorlar. Herkes birbirinin temel hakları hususunda haddini bilirse, yasak da mahalle baskısı yaygaraları da kalkar diye düşünüyorum. Dolayısıyla “yetmez ama evet”, direnişe devam.