Kirli savaş mı dediniz

1990’larda devlet şiddetini tanımlamak için “kirli savaş” nitelemesi kullanılırdı. Bu niteleme daha çok PKK’yla mücadelede devletin hukuk tanımazlığını ifade etmeye yarıyordu. PKK’nın şiddetini kayıran bir özellik taşısa da yerinde bir tanımlamaydı. Zira devlet yasalarca belirlenmiş şiddet kullanma yetkisini aşarak cinayetler işlemeye başlamış, hukuku bir yana iterek gayrı nizami bir savaşa girişmişti. Bu durumu dönemin siyasi sorumlularından Süleyman Demirel’in şu sözleri çok iyi anlatıyor: “Devlet gerektiğinde rutin dışına çıkar.”

Demirel’in ifade gücüyle mi ilgilidir bilinmez ama dönemin basınına çok “sempatik” gelmişti bu “rutin dışı”. Gazete sayfalarında ve haber başlıklarında güzel dursa da o sözler, Kürt sokağını kanlı bir tuvale dönüştürdü. Sokak ortasında ensesinden vurulmuş yatan insanlar, askerin silahından çıkan kurşunlara hedef olanlar, ağır işkence altında sakat kalan bedenler, yerinden yurdundan göçertilmiş milyonlarca Kürt köylüsü... Bugün yapraklarını tek tek çevirdiğimiz tarihin o kanlı sayfaları işte bu trajediyi yazıyor.

1990’lar tecrübesini yaşamış bir ülkenin yeniden o günlere dönmesini Tanrı’nın bir laneti saymak lazım herhalde. Türk ve Kürt siyasetçilerin açıklamalarına bakarak suçu Tanrı’dan başkasının üzerine atmaktan başka çaremizin olmadığını düşünüyorum. Siyasetçiler her zamanki gibi yine “karşı tarafı” işaret edip duruyorlar. Sürdürdükleri savaşa destek sağlamak için de toplumu bunun “kaçınılmaz” olduğuna inandırmaya çabalıyorlar.

Ben siyasetçilerin toplumu etkileme kabiliyetlerine imreniyorum; kendilerini o kadar iyi ifade ediyorlar ki şaşırmamak elde değil. Ama düşününce, bu belagat becerilerini sürekli bir tekrarla kazandıklarını fark ediyorum. 30 yıldır yaptıkları zaten bu; aynı lafları tekrarlayarak ezberleri gayet iyi gelişmiş, hazır cevap olmuşlar; “Bu gençler neden her gün toprağa düşüyor” sorusuna açıklama zorluğu çekmeden cevabı yapıştırıyorlar: “PKK terörü” veya “kirli savaş”.

Şunu anlayabiliriz; toplum olarak bazı şeyleri geç öğreniyoruz. Dolaylı tecrübeler bize yeterince kavratıcı gelmiyor. Denemeden, yanılmadan “doğru”yu bulamıyoruz. Bu yüzden 40 binden fazla insanı canından eden bir tecrübeyi yaşadık; belki de bu kaçınılmazdı.

Peki ya şimdi neyin nesidir bu savaş?

Sadece “PKK terörü”yle açıklamak mümkün değil, tamam; ama bu sadece devletin “kirli savaşı”yla da açıklanamaz.

Hükümet açısından ortada Silvan ve Çukurca örnekleri var. Askeri öldürülen devletler kendisini savunmak zorundadır; devlet dediğimiz mekanizma zaten böyle bir şeydir; güvenlik ve savunma onun varlık gerekçesidir.

Fakat hükümetin, Silvan ve sonraki saldırılardan sonra, büyük bir savaş hazırlığına girişmesi, ciddi bir sorun gibi duruyor. Devletin koruma ve savunma refleksini aşan bir hazırlık ve yönelim içinde olunduğu görünmektedir. Hükümet eğer askerî yöntemi PKK’ya karşı caydırıcı bir araç olmanın ötesine taşırsa bu, karşı şiddeti büyüteceği gibi savaşın Türkiye geneline yayılmasına da yol açar. Şiddetin tırmanması, Türkiye’yi telafisi imkânsız bir sürece sürükler. Bunu görmemek için kör olmak gerekiyor.

Yeni bir durumdan eski dersler çıkarılmaz. AKP kendinden önceki hükümetler gibi bütün umutlarını askeri seçeneğe bağlarsa bence büyük hata yapar. Bunun işaretlerini de şimdiden vermiyor değil.

“Kirli savaş”tan en çok canı yananların, yani Kürtlerin de artık fark etmesi gereken şeyler var. Kürt siyasetçiler sadece devletin şiddetini “kirli” olarak niteleyerek kendilerini temize çıkaramazlar. Tunceli’deki halı saha faciası daha unutulmadan önceki gün Şemdinli’de bir düğün esnasında, üç sivilin ölümüne yol açan olayların çıkmasına ne demeli? Ya İdil’de öğretmenlere yönelik molotofkokteylli saldırı girişimini nasıl değerlendireceğiz? Nasıl bir zihniyettir ki bu işi öğretmenevini yakmaya kadar vardırabiliyor?

Anlaşılıyor ki, silahlar konuştuğunda taraflardan birinin şiddetini “kirli”, diğerini “temiz” olarak ayırmak mümkün değil. Devletin şiddeti ne kadar kirliyse, PKK’nınki de en az o kadar kirlidir. “Kirli savaş”ı destekleyip “temiz” kalmak ve barış istemek birbiriyle pek bağdaşmıyor.

[email protected]