İdris Küçükömer’i hatırlayan kim var

AKP’nin 2002’de seçim kazanarak iktidar olmasından bu yana geçen sekiz yıl içinde Türkiye, tarihinin en ilginç dönemini yaşadı. Aynı zamanda en zorlu, kavgalı, gergin dönemi diyebiliriz. Ama biraz düşününce, bunlardan birinin öbürünü kaçınılmaz kıldığı da anlaşılıyor. Çinliler boşuna akıl etmemişler, “İnşallah ilginç zamanlarda yaşarsın” diye bedduada bulunmayı.


Ama bugün bu ilginç olaylar üstünde durmak değil niyetim. Yıllar önce bize böyle şeyler olabileceğini söyleyen bir adam vardı: İdris Küçükömer. Onun hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.


Düzenin Yabancılaşması
, 1969’da yayımlandı. Bundan birkaç yıl önce Asya üretim tarzı Türkiye’de tartışma konusu haline gelmişti. Bunu tartışan az sayıda Marksist aydın arasında İdris Küçükömer de vardı. Kemal Tahir bu kavramla yeniden yola çıkıp Osmanlı devletinin “kerim devlet” olduğu sonucuna varırken İdris Küçükömer tam karşıt yönde ilerlemiş ve bu ülkenin, toplumun, en büyük engelinin “devlet sınıfları” diyebileceğimiz askerî bürokrasi (Osmanlı’daki anlamıyla) olduğunu tesbit etmişti.


“Türkiye’de sağ soldur, sol da sağdır” diye özetlenecek (tabii her özette olduğu gibi aynı zamanda yamulacak tezi, o zaman herkese en azından abartılı, genellikle de “eksantrik” görünmüştü. “Hayalî Küçük Ömer” diye dalga geçen nüktedanlar da vardı (Karagöz oynatan son kişi; Hayalî Küçük Ali’den benzetmeyle). O tarihlerin havasında bu aldırmazlığı anlamak bir yere kadar mümkündür. Marksist solun bir kısmı darbe yapacak “Sol Kemalist Subaylar”ın isteğine uygun zemin yaratma çabasındaydı. Daha “legalist” mizaçta olanlar ise İsmet İnönü’nün “ortanın solundayız” beyanatından beri yürekleri tıp tıp ederek (bir ara TİP TİP ettiği halde) CHP’nin sola doğru savlet etmesini bekliyorlardı. Böyle hesapların yapıldığı bir yerde yerleşik yargıları altüst edecek şekilde, “Kemalizm sağ bir ideolojidir” diye bir görüşle ortaya çıkınca, bu görüşe alıcı bulmak kolay değildi. En fazla ciddiye alınacağı yer gene de TİP’ti ama bu dönemde Çekoslovakya TİP’i birbirine katmıştı.


Yani, evet, özet olarak Küçükömer’in o zaman yaygın bir umursamazlıkla karşılaşmasının anlaşılır (ama onaylamaz) nedenleri vardı. Ama bunu izleyen yıllarda da olaylar İdris’in dediklerini çürütmedi. 12 Mart’la başlayarak, 12 Eylül’le devam ederek, doğruladı bunları. Marksist solun “sol cunta” hayalini tamamen terketmesi gibi bazı gelişmeler de görüldü.


Ama tabii 2002 sonrası gelişmeler bambaşkaydı. İdris bildiğimiz teorisyen olmasa, George Orwell tarzı bir romancı olsa ve tezini Düzenin Yabancılaşması gibi bir kitapta değil de, 2007 gibi bir romanda anlatmaya karar verse, herhalde bu ülkenin 2002-2010 arasındaki yıllarını yazardı.


Böyle olduğu halde, ne zamandır, bakıyorum, bekliyorum, bir Allah’ın kulu çıkıp da İdris Küçükömer’in adını anmıyor (yoksa anıyor da ben mi kaçırıyorum, görmüyorum?). Bu da tuhaf, doğrusu.


Şimdi, solda olduğunu iddia eden ve referandumdan sonra bu ülkede solun yüzde 42’de olduğu tesbitini yapan bir kesim var ki, bu iddiayla aslında İdris Küçükömer’in tezini doğruluyor, Türkiye’de bu kelimelerin kullanıldığı semantik alanda sağın sol, solunsa sağ olduğunu kendi terminolojileri içinde dile getirmiş oluyorlar. Bu kadarına da eyvallah.


Evet, nedendir acaba? İdris Küçükömer hakkında bu sessizliğin bütün bu olaylar arasında devam ediyor olmasının nedenleri nelerdir? Şu demin verdiğim örnek herhalde hiç olmazsa bir kısmını açıklıyordur. 12 Mart’ta Sol Kemalistlerle darbe yapacak kesim, bu tasarımının ana çizgilerinden bugün de vazgeçmiş değil.


Müslümanlar niye anmıyor acaba Küçükömer’i? Anarlarsa, dolaylı bir biçimde “biz solcuyuz” demiş olmaktan mı korkuyorlar?

Dediğim gibi, ne zamandır olaylara bakıp İdris’i hatırlıyorum. “Bakalım, başka kim hatırlayacak” diye bekliyorum. Ses seda çıkmıyor. Derken bu sabah Birikim’in son sayısını elime aldım. Kerem Ünüvar, İdris hakkında bir yazı yazmış. O zaman ben de şu yazdıklarımı yazmaya karar verdim